28 Eylül 2013 Cumartesi

EVDE KOLAY PEKMEZ YAPIMI

Yine ne mi yaptım?Bu kez öyle bir şey yaptım ki dünyanın tüm hamaratlarıyla,her mecrada kapışırım.Kendimle acaip gurur duyuyorum,eteklerim zil çalıyor,keyiften bildiğiniz sekerek yürüyorum.Evde pekmez yaptım,hemde çok fazla uğraşmadan.Hemen evde kolay pekmez yapma maceramı sizinle paylaşayım istedim.Önce ınternette araştırma yapıp,pekmez hakkında ne var ne yok hepsini yuttum.Pekmez toprağını nerde görsem tanırım,o kadar yani.Sonra doğru pazara gittim,hani şu bizim sosyetik pazara.Bu defa siyah kokulu üzüm aradım(yine tüm pazar ne yaptığımı biliyor)satıcılar seferber oldu siyah kokulu üzümü bulamadık.Çok lezzetli olan başka bir siyah üzüm önerdiler,ondan aldım.Sonra Ferhat Göçer'in üzüm şarkısını ayarladım.Avaz avaz üzüm şarkısını söyleyerek,kendime minik bir bağbozumu şenliği yaptım.

Aklıma gelince o güzel yüzün
Her yanımı kaplıyor tatlı bir hüzün
Aynı rüzgara vurgun iki yelken
Aynı salkımda ayrı iki üzüm

  
   Aslında hayal ettiğim bağbozumu şenliği böyle birşeydi.Başka bahara artık:)
Evde kolay pekmez yapmak için pekmez toprağı,odun külü veya karbonat kullanıyoruz.Pekmez toprağı beyaza çalan kireç oranı çok yüksek bir toprak.Bulması zor değil ama benim yaşadığım semtte çok fazla evcil hayvan olduğu için,park ve belediye arazilerinde bulduğum topraklardan tiksindim.Odun külünü bir fırından temin edebilirdim lakin tercihimi ingiliz karbonatından yana kullandım.

Malzemeler:
  • 6 kilo üzüm(Ben daha lezzetli diye siyah üzüm kullandım)
  • 3 tatlı kaşığı karbonat veya  bir tülbent parçasına bağlanmış 3 çorba kaşığı odun külü yada kireçli toprak
  • Üzüm şarkısının kaydı:)
Yapılışı:

1)Üzümleri sirkeli suda iyice yıkayıp,düdüklü tencereye alıyoruz(benim tencereme bir defada 3 kilo üzüm sığdı)
2)Üzümleri 20 dk.haşlıyoruz(sıkmakla uğraşmaya gerek yok.Süre tencereden tencereye değişir,iyice yumuşayacaklar)
3)Tel süzgeç veya kevgire döküp üzüm suyumuzu süzüyoruz.(6 kilo üzümden 4.5 litre üzüm suyu elde ettim,posayı saklıyoruz tel süzgeçten geçirip üzüm pestili yapacağız).Üzüm suyumuzu ağzı geniş bir tencerede ocağa alıp bir taşım kaynatıyoruz.
4)Bu aşamada kestirme işlemini yapacağız.Ben 3 tatlı kaşığı karbonatımı ekledim.Tencerede inanılmaz bir hışırtı oluyor ve kabarcıklar morarıyor bu doğru yolda olduğumuzun işareti:) Okuduğum yazıda  hışırtı kesilinceye kadar toprak ve karbonat miktarını artırmamız gerektiği yazıyordu.Ben acı olur diye bu kuralı ihlal ettim.
5)Ateşi kapatıp bir gece üzüm suyunu dinlendiriyoruz.
6)Ertesi gün üzüm suyunu tekrar kaynatıyoruz.Ben 80 dk. kaynattım.Fakat 70 dk nın sonunda ki yoğunluk çok daha güzeldi.Son 10 dk. gereksiz oldu.
7)Temiz bir tabağa kaşıkla bir damla pekmez akıtıyoruz dağılmıyorsa pekmezimizin kıvamı tamamdır.Yada kaşığa aldığımız pekmez iki damla şeklinde akıyorsa.Ben her ikisini de test ettim:)
    6 kilo üzümden yaklaşık 500 gr. pekmez elde ettim.Bir çorba kaşığı pekmez,iri bir salkım üzüme denk geliyor.İnsan bize pekmez diye ne yediriyorlar diye düşünmeden edemiyor.Asıl bomba tadında öyle yoğun bir meyva aroması var ki,meğer ben pekmez seviyormuşum.Hazır pekmezlerde hangisini yersek yiyelim aynı tadı alıyoruz ya.Ev pekmezinde meyvanın aromasını hissediyorsunuz.Muhteşem bir tat,ben yaptım diye mi böyle hissediyorum acaba:)
     Üzümleri sıkmakla uğraşmadığım için yıkama ve kaynatma dışında hiçbir zahmeti yok.Kaynarken de ilk bir saat,yanına uğramanıza gerek bile yok.Bir saatin sonunda yoğunlaşma başlıyor o evrede yanmasın diye 10-15 dak. başında bekliyorsunuz.Hepsi bu.Denemeye kesinlikle değer.Bir sonra ki denememi pekmez toprağı ve kokulu siyah üzümle yapacağım inşaALLAH.
Sevgiyle kalın...


27 Eylül 2013 Cuma

METAL KUTU BOYAMA VE PEÇETE DEKUPAJI

Genç bir çift mahalledeki evlerine yeni taşınmışlar.Sabah onlar kahvaltı ederken,karşı komşuları çamaşır asıyormuş.Kadın kocasına "Iığğ çamaşırları ne kadar da pis,yıkamasa daha iyi"demiş.Sonraki günlerde de kadın ne zaman komşusunu çamaşır asarken görse kocasına dönüp:"Çamaşırları hiç temiz olmuyor,yıkamayı bilmiyor sanırım"diyormuş.
Bir süre sonra bir sabah komşuları yine çamaşır asıyormuş.Kadın kocasına:"Aa tertemiz yıkamış,kim öğretti çamaşır yıkamayı acaba" demiş.Kocası cevap vermiş:"Bu sabah biraz erken kalkıp camımızı sildim".
Şu sıralar insanların sürekli birbirlerini yargılama ve üç kuruşluk bir espriye bir insanı malzeme etme çabaları dikkatimi çekiyor.Halbuki herkes kendi camını silse,birilerini yargılama algısından da kurtulmuş olacak.İnsanları sevme,onları oldukları gibi kabul etme,farklılıkların kusur değil,zenginlik olduğu bilinci bizim kendimizle olan yolculuğumuzda barış içinde olmamızı sağlar.Kendiyle barışı olanın;kimseyle derdi olmaz.Bunu neden mi mevzu ettim?Anlatayım efendim:
Oğluma okuldaki ilk gününün nasıl geçtiğini sorduğumda:"Ya bir okulda kızların hepsimi kezban olur"dedi."Kezban ne demek" dedim."Bildiğin bıyıklı kızlar işte"dedi.Çok şaşkınım onu ben yetiştirdim fakat böyle yargılamaları nereden öğrendi anlayamadım.Neyse ona sıkı bir ayar çektim.Sonra da kendimi yine boya badana işlerine vurdum:)iki metal kutu boyadım.
       Bu metal kutuları uzun zamandır severek  kullanıyorum.Boyaları yer yer deforme olmuştu.Atmaya kıyamadım,bu kez onlara dokundum;çiçek açtılar:
Metal,cam veya porselen gibi sert zeminleri boyarken,boyanın darbelere dayanıklı olması için:Ya parlak yüzey astarı yada enamel boya kullanıyoruz.Gerçi ben tüm sert zeminlerde enamel boya kullanmayı çok seviyorum.
 Metal yada cam yüzeyleri boyamadan önce sirke veya alkole batırılmış bir bezle iyice silmekte fayda var.Bazı deterjanların içindeki tozlanmayı önleyen parlatıcı maddeler böylece zeminden uzaklaşmış oluyor.Kutuları pon pon sünger ve Folkart enamel boyayla iki kat boyadım.Desenler peçete dekupajı.Enamel boyanın verniğe ihtiyacı yok.Fakat peçeteler yıkamaya dayanıklı olsun diye metal kutulara 3-4 kat su bazlı vernik sürdüm.Sonuç, benim emektarlar prenses gibi oldu:) 
Bir şey eksik gibiydi,puantiyeler geldi tamam oldu:)
 Aslında bütün dikkatini kendi hayat tuvaline yöneltmiş,hayatlarını bir sanat eserine çevirmek için çaba gösteren güzel insanların sayısı da hiç az değil.Dünya onların sayesin de hala çok güzel bir yer.Bu sabah sizinle paylaşmak için bu güzel insanlardan birinin balkonunun fotoğrafını çektim.Kuşlar için balkonuna bir misafirhane inşa etmiş.Şansıma bir alakarga da orada misafirdi.Nasıl güzel bir düzenek değil mi?Kuşlar alt komşunun balkonunu kirletmeden yemlerini yiyor ve sularını içiyor."Mademki insanız cümle canlara saygımız vardır"ın alamet-i farikası bu güzel insanları yürekten kutluyorum,iyi ki varsınız.
Her şey gönlünüzce olsun,sevgiyle kalın...

24 Eylül 2013 Salı

ADIM ADIM CAM BOYAMA KEK STANDI VE PEÇETE DEKUPAJI

Taçlandırılmış ekmektir"kek"Rahmetli babaannem yağlı-tatlı ekmek derdi:)Taze kek kokusu nerde olursak olalım evdeymiş gibi hissettirir.
Hani bazı anlar vardır ya,sonsuz bir şükür ve minnet duygusu dolar yüreğimize,huzurun damarlarımızda akışını hissederiz,mutluluk cümleleri kurmak kolaylaşır.Kek kokusu hiç kuşkusuz o anlardan biridir.Bir yiyecek insan yüreğini bu kadar minnetle doldurabilir mi?-Böyle güzel kokarsa elbette.Başımızın üstünde ki çatı,koklama-tad alma-görme duyumumuza sonsuz minnet duyarız.Teşekkürler ALLAHIM,sonsuz teşekkürler:Bahşettiğin hayat,verdiğin sağlık,huzur ve sayısız nimetler için...
Bu hafta bir cam kek standı boyadım.fakat kek fanusunu boyayıp boyamama konusunda çok kararsız kaldım.
 Boyalı fanuslar çok şık duruyor ama:
Kek madem ekmekgillerin kraliçesi elbetteki çok güzel kokmalı.Lakin yetmez görünümü de tablo gibi güzel olmalı.Kek fanusunu boyamam demek bu güzelliği kapatmak demekti.Ben de sadece cam kek standını boyadım.
Cam kek standını boyamak hem çok kolay hemde çok eğlenceli.Cam boyamak için düşük ısıda fırınlanabilen yada oda ısısında 21 günde kuruyabilen enamel boya kullanıyoruz.Cam boyamada işlem basamaklarını kısaca anlatacak olursam:
 1)Peçete dekupajı için kullanacağım deseni peçeteden kesip çıkardım.İyice sildiğim cam kek standının üzerine nasıl yerleştireceğimi belirledim.
2)Biraz sulandırdığım transfer tutkalıyla peçete desenlerini kek standının tersinden yapıştırdım(peçete tukalıyla yıldızım barışmadı:( 
Desenlerde kırışıklık oluşabiliyor,katını kestiğim bir buzdolabı poşetinin üstünden elimle hafifçe düzeltiyorum.
3)Folkart enamel beyazla pon pon fırça yardımıyla kek standını tersten boyadım,süngere boyayı ne az ne çok alın,mümkün olduğunca kurumadan aynı yerlere süngerinizi sürmeyin,doku bozulabiliyor.Pon ponlayarak boyamak çok eğlenceli ve çokda hızlı.
 Işığa tuttuğumuzda arkasını göstermeyecek duruma gelinceye kadar boyuyoruz.Ben 3 katta opak bir görüntü sağladım.
Çok ama çok güzel oldu,benim maviş masamla da birbirlerine çok yakıştılar.Şimdi onlara bakıp bakıp kek şarkıları söylüyorum:


"insan neler yapar isteyince
bu bir şey değil düşününce
ben de tarifi öğrenince,
kalktım sana kek yaptım".

Haaah hay kek de yaparım,kek standıda boyarım.Nasıl becerikli hissediyorum,bilemezsiniz.Öyle keyifliyim ki, sanki gökyüzünü boyadım:)
Sevgiyle afiyette kalın inşaALLAH.

20 Eylül 2013 Cuma

EVDE ÇOK LEZZETLİ KÖFTE NASIL YAPILIR.

Türk mutfağı denilince benim aklıma dolmadan sonra ilk gelen köftedir.Köfteyi o kadar seven ve benimseyen bir milletiz ki ülkemizin bir ucundan diğer ucuna,her bölgenin kendine özgü bir köftesi vardır.Aslına bakarsanız Türkiye bir "köfteler krallığı"dır.
Etin en çok köfte halini seven biri olarak,kaç yüz çeşit köfte tarifi denemişimdir hatırlamıyorum.Sonunda pes edip,evde lezzetli köfte yapılamaz,diye bu maceraya nokta koymuştum ki,bir gün iş yerinde kendimi inegöl köftede karbonat varmı-yokmu? diye bir tartışmanın içinde buldum.Neden olmasın  bir de karbonatlı deneyeyim dedim.O gün bu gündür, kendimi köftelerin sultanı ilan ettim.İdda ediyorum benim ev köftem diğer ev köftelerini döver.Elbette doğru kombinasyonu buluncaya kadar birkaç deneme yaptım.

Dışı pofuduk ve parlak,ısırınca etin suyunun tadını aldığınız yumuşak dokulu köfteler yapmak gerçekten çok kolay.Hemen tarife geçiyorum:

malzemeler:(4 Kişilik)
  • 500 gr.dana döş kıyma(çekilmiş kıyma almayın,içine ne koyduklarını asla bilemeyiz.Markette veya kasapta rulo haline getirilmiş etler var onlardan taze çektirin."hazırdan vereyim,aynı" diyen satıcıya çekinmeyin,kötü kötü bakın,anlar o:)
  • 1 adet kuru soğan
  • 2 ince dilim bayat ekmek içi veya 3 kaşık galeta unu(ben 3 kaşık yulaf kepeği kullanıyorum)
  • 1 çay kaşığı karbonat
  • 1/2 çay bardağı su
  • bir kaç damla limon suyu
  • 1 tatlı kaşığı tepeleme kimyon,
  • karabiber,tuz,istenirse pul biber

yapılışı:
1)Suyumuzun içine karbonat ve limonu ekleyip,sihirli karışımımızı hazırlıyoruz:)
2)Kıyma,dörde böldüğümüz soğan,ekmek içi veya galeta unumuzu mutfak roborumuza alıyoruz.Üzerine karbonatlı su ve diğer baharatları ekleyerek robotu çalıştırıyoruz.Karışım iyice özleşene kadar buna devam ediyoruz.(Ben bazen yarım çay bardağı ceviz ekliyorum,çok yakışıyor)
3)Robot kullanmayacaksak,kıymayı mutlaka iki defa çektiriyoruz.Soğanı da keskin bir bıçakla sıçan dişi doğruyoruz ki suyunu salmasın(suyunu salarsa kokusu köftede baskın olabilir,mutlaka suyunu sıkın)
4)Lezzetli bir köftenin ikinci sırrı dinlenmedir,mümkünse bir gün yada en az 2-3 saat buzdolabında köfte hamurumuzu dinlendiriyoruz.
5)Dilediğimiz gibi şekillendirdiğimiz köftelerimizi önce kızgın tavaya atıp,sallayarak her yanını mühürlüyoruz.Tüm et ürünlerinde olduğu gibi böylece suyu içinde kalıyor,kurumuyor ve lezzeti kaybolmuyor.Sonra ateşi olabildiğince kısıp,mümkünse tavayı sallayarak(şekilleri mükemmel oluyor)köftelerin her tarafını pişiriyoruz.
NOT:köftelerimizi ızgarada pişireceksek,her 1 kilo kıymaya 100 gr.döş yağı eklemeliyiz ki,kupkuru olmasınlar(ben bu durumda döş rulolarının en yağlısını seçiyorum,sonuç gayet başarılı oluyor:)
Sevgiyle afiyette kalın inşALLAH
ınstagram da takip için buraya tık tık

19 Eylül 2013 Perşembe

POLYESTER ÇERÇEVE NASIL BOYANIR

 Rus yazar Turgenyev,soğuk bir akşamüstü evine  gidiyormuş.Yolda bir dilenci ondan para istemiş.Bütün ceplerini kurcalayan Turgenyev, ne yazık ki hiç para bulamamış.Bunun üzerine kendisine uzatılan soğuk elleri kendi elleriyle ısıtarak:"Kusura bakma kardeşim sana verecek bir şeyim yok" demiş.
Dilenci cevap vermiş:"Verdiniz ya efendim,bana kardeşim dediniz".Ne kadar güzel değil mi?Bir sözcük insana sarılabilir mi?Elbette,tıpkı gülümsemek gibi.Cebimizden çıkmıyor fakat hem gülümseyeni hemde gülümseneni ruhsal olarak onarıyor,tedavi ediyor.İki insan arasındaki en kısa mesafe gülümsemektir derler.19 yy.'a kadar özellikle ortaçağ avrupa kültüründe pek hoş karşılanmayan bir eylem olsa da;müslüman kültüründe peygamber mirasıdır.Hz. Muhammed(SAV):"Mümin kardeşine gülümsemen sadakadır"diyerek,bize asla aklımızdan çıkarmamamız gereken çok önemli bir nasihat hediye etmiş.Gülmek vücudun ötüşü,cıvıltısıdır.Bana kalırsa da insana en çok yakışan eylemdir.Bunları neden mi yazdım?Sanırım bunun sebebi çok güzel gülümseyen birine;kızkardeşim küçük gökyüzüne boyadığım polyester çerçeve.Öyle güzel oldu ki;Ona baktıkça sebepsiz gülümsüyorum:)
 Önceleri sadece yabancı bloglarda ve Yalova- İstanbul yolunda ki aynacıda büyük boy varaklılarını gördüğüm polyester çerçeveler şimdi her yerde karşıma çıkıyor.İtiraf etmeliyim ki varaklılarını hiçbir zaman sevemedim.Polyester çerçevelerin ham halini tahtakale hobi de ilk gördüğümde,çok mutlu oldum.Oymaları boyamanın çok zor olabileceğini düşündüm elbette.Lakin denemeyi seviyorum.Almasam olmazdı.Başarılı olmazsa en fazla çöpe gider,ardından da kimse ağlamaz diye kendimi ikna ettim.Çoook yanılmışım. Boyadığım malzemeler arasında sanırım polyester kadar kolay boyananı yoktu.
 Boya olarak Folkart enamel beyaz ve Cadance akrilik fuşya kullandım.Beyaz akrilik boyam yoktu,enamel tuttu elimden:)Akrilik ve enamel boyanın karıştırılmasının hiçbir mahsuru yok,ben bunu sürekli yapıyorum.
İnanması zor fakat birinci kat boyadan sonra aynen böyle görünüyordu.Çerçevenin oymalarına rahat ulaşsın diye boyayı birkaç damla suyla hazırladım.
Bu renge bayıldım:).Arkadaşım da  almıştı polyester çerçevelerden.Birini yeşile boyamış,o da tek kelimeyle muhteşem olmuş.Aklınızda bulunsun.

Polyester çerçeveyi ayna,fotoğraf çerçevesi veya boş olarak kullanabiliriz.

Her durumda albenisi muhteşem.Daha ilk katta polyester tamamen kapanıyor ve hiç fırça izi kalmıyor.Kolay boyanıyor,mükemmel renk tutuyor.Daha ne olsun:)Benim gibi aklı bu çerçevelerde kalanınız varsa:Eee ne duruyorsunuz,hadi iş başına.
Sevgiyle afiyette kalın inşaALLAH.

16 Eylül 2013 Pazartesi

ADIM ADIM ÇAMAŞIR MAKİNASI BOYAMA VE RESİM TRANSFERİ

Aksilikler arsızdır,geldimi üst üste gelir.Taşındığım ilk gün hem çamaşır,hem de bulaşık makinam bozuldu.Servisi aradım 2 gün sonraya randevu verdi.Sabırsızım ya,
ınternetten mahallede ki beyaz eşya tamircinin telefonunu bulup aradım.Sağolsun yarım saate geldi.Makinanın kapağını açtı,beyin ameliyatı yapıyormuşcasına bir dramayla:"Beyni yanmış bunun 180 lira(3 yıl evvel) tutar"dedi.Ben de:"Sağolun kardeşim ben gidip bir makina alayım,zaten bunu yaşı bana yaklaştı,beraber yaşlanmasakta olur"dedim.Tamirci"hiç tavsiye etmem,bu makina çelik kazan,yeni makinelerin hepsi flexi,temiz yıkamaz onlar"dedi.Hay Allah evimde gömü bulunmuş gibi bir heyecan duydum.Peki değiştir beynini dedim.2 gün sonra servis,bulaşık makinası için geldi.Bulaşık makinam da çok iyi yıkıyor,kaç lira istese verecektim.30 lira istedi."Sigortası yanmış değiştirdim"dedi.Çamaşır makinasından söz ettim."Onun da sigortası yanmıştır,bu yaşta ki makinaya aynı gün beyin mi bulunurmuş"dedi. 
 Genelde hırslı bir insan değilim.Lakin rekabet içeren bir olayın içindeysem,ben"ben"olmaktan çıkıyorum,içime bir kurt kadın giriyor.Muhakkak kazanan taraf olmak istiyorum.Monopoly oynarken kardeşimle sanal arsalar için hırlaşmışlığımız var.
     Hayır kazıklandığımı kabul edemem!Asla olmaz!Adam bana değerli bir bilgi sattı varsaydım.Benim ki çelik kazan.
Yanan sigortasına neredeyse çeyrek makina parası ödediğim çamaşır makinasına,o gün bu gündür tarihi eser muamelesi yapıyorum:
"O çelik kazan".Biri beni aptal yerine koyunca çok içerliyorum demek ki:Her çamaşır yıkadığım da,tamircinin"bu çelik kazan" deyişi tetikleniyor beynim de.Fakat bu kez farklı bir şey hatırladım."Deterjan kapağının altında ki boya kabarmış,müsait bir zamanda çağırın,gelip boyayayım"demişti.Çok beklersin sen.Haah hay o boyar da,ben boyayamam mı?
DEKUPAJ, DIY, EMİNE MASAL, ENAMEL BOYA, ESKİ EŞYALARI YENİLEME, HOBİ, MASALSI, RESİM TRANSFERİ NASIL YAPILIR, ÇAMAŞIR MAKİNASI BOYAMA, ÇAMAŞIR MAKİNASI YENİLEME, ÇAMAŞIR MAKİNASINA DEKUPAJ, BEYAZ EŞYA NASIL BOYANIR
Boyarım elbet :)Boyadım da.Çamaşır makinası nasılmı boyanır?Anlatayım:
DEKUPAJ, DIY, EMİNE MASAL, ENAMEL BOYA, ESKİ EŞYALARI YENİLEME, HOBİ, MASALSI, RESİM TRANSFERİ NASIL YAPILIR, ÇAMAŞIR MAKİNASI BOYAMA, ÇAMAŞIR MAKİNASI YENİLEME, ÇAMAŞIR MAKİNASINA DEKUPAJ, BEYAZ EŞYA NASIL BOYANIR
   Ne mi yaptım makinama?Onu deştim.Suç aletim bir tornavida.Bir uç bulup başladım boyayı sökmeye,tabakalar halinde sökülünce çok sevindim.Fakat sadece bu kadar başarabildim.İyice zımparaladım.Oluklu bir bulaşık süngerini ikiye böldüm.Polisan Matrix Enamelle,önce boyayı söktüğüm kısımları boyadım.
 Kuruduktan sonra,aynı boyayla birinci kat astarı oluşturdum.Sentetik boya kullanırken kesinlikle boyayı çok ince sürmeliyiz.Yoksa dikey zeminde dalgalanma yapabiliyor.
 Desenler resim transferi.Kağıtları yapıştırdıktan sonra:Cadance azur mavi ve Folk art beyazı karıştırıp ön kapağı boyadım.
DEKUPAJ, DIY, EMİNE MASAL, ENAMEL BOYA, ESKİ EŞYALARI YENİLEME, HOBİ, MASALSI, RESİM TRANSFERİ NASIL YAPILIR, ÇAMAŞIR MAKİNASI BOYAMA, ÇAMAŞIR MAKİNASI YENİLEME, ÇAMAŞIR MAKİNASINA DEKUPAJ, BEYAZ EŞYA NASIL BOYANIR
 Aslında beni tam bir felaket bekliyor sanıyordum.Çünkü ne kadar dikkat etsemde çiçek desenli kağıtlar boyandı.İki gün sonra ıslak bir süngerle desenleri ıslattım.Tırnağımla boyayı hafifçe çizip bir uç buldum.Sonra kağıtlar kolayca temizlendi.
Resim transferinde:
1)Transfer tutkalını,resmin yüzüne bolca sürüyor ve hiç hava kabarcığı kalmayacak şekilde zemine yapıştırıyoruz.
2)En az 24 saat sonra,bir süngerle ıslatarak tüm kağıdı,hiç hav kalmayıncaya kadar temizliyoruz. 
3)Resmin üzerine koruyucu olarak bir kat daha tutkal sürüyoruz.Vernikliyoruz.Sonuç gerçekten muhteşem oluyor.

DEKUPAJ, DIY, EMİNE MASAL, ENAMEL BOYA, ESKİ EŞYALARI YENİLEME, HOBİ, MASALSI, RESİM TRANSFERİ NASIL YAPILIR, ÇAMAŞIR MAKİNASI BOYAMA, ÇAMAŞIR MAKİNASI YENİLEME, ÇAMAŞIR MAKİNASINA DEKUPAJ, BEYAZ EŞYA NASIL BOYANIR

En küçük boy pon pon süngerle de puantiyeleri yaptım.Ben boyadım diye söylemiyorum,muhteşem oldu.Bu gün romantik çamaşır makinam da ilk çamaşırımı da yıkadım.Ee artık beraber yaşlanabiliriz:)
Sevgiyle afiyette kalın inşaALLAH

14 Eylül 2013 Cumartesi

ÇOK KOLAY SALÇA YAPIMI VE DOMATESİN FAYDALARI

O bize coğrafi keşiflerin en güzel armağanı.Domatesten söz ediyorum.Avrupaya geldiğinde zehirli olabileceği gerekçesiyle 1900 lü yıllara kadar insanlar onu yemeyi reddetmişler.Bu güzelliğin sebepsiz yaratılmamış olduğunu düşünenlerse onu şifa için vücudlarına sürmüşler.Uzunca bir süre de domatesler kızarınca çürümüş zannedilip asla yenilmemiş:( Bir dönem de Avrupalılar insanda romantik duyguları tetiklediğine inandıklarından onu aşk meyvası diye anmışlar.Sonra Amerikan mahkemesi sebzelerle depolanıp saklandığı için onu meyva değil de sebze olarak tanımlamış.Anlayacağınız domates 20 yy.'a ulaşıncaya kadar başına gelenler çile bülbülüm çileymiş.
 Daha sonra bilim camiasının ulularının yaptığı araştırmalar,onun tahtını da tacını da sarsılmaz hale getirmiş. 
 Cambridge Üniversitesi'nde yapılan araştırmada domatesin insanlarda kan akışını hızlandırdığı ve damar rahatsızlığı olan hastalarda önemli iyileşme sağladığı gözlemlenmiş.Akabinde hemen domates hapları piyasaya sürüldü(hani şu bir tanesi 3 kilo domatese denk olanlar)Domateste bulunan likopen ve selenyumun:Prostat, meme, kolon ve mide kanserinde etkili olduğu bilim çevrelerinde kabul gören güçlü bir varsayım.Ayrıca içinde ki, A,C vitamini,potasyum,folik asit gibi maddelerin bağışıklık sistemini güçlendirdiği,gribi önlediği,cildi gençleştirdiği, kolestrolü dengelediği, yaşlanmayı yavaşlattığı ve romatizmal hastalıklarada iyi geldiği söyleniyor.Likopen sebze ve meyvelerde doğal olarak var olan bir pigment(dokulara renk veren madde).İnsan vücudu likopen üretemiyor.Likopenin % 85'i kolayca ulaşabileceğimiz domates ve domates ürünlerinde bulunuyor.Hem bağışıklık sistemimizi güçlendirmek hem de kansere karşı kendimizi korumak için günde 6-7 kaşık pişmiş domates ürünü yememizi hekimler şiddetle öneriyor.Isıl işlem ve biraz yağ likopenin etkisini daha da artırıyor.Bu durumda konsantre likopen için evde salça yapmaktan daha akıllıca bir yol görünmüyor.Ben de aklın yolunu seçtim ve kolay bir salça yaptım.Kolay salça yapmanın önemi sadece pratik olması değil.Doğru hava koşullarının olmadığı bölgelerde,küflenme ve aşırı tuz kullanımı gibi salçayı tehlikeli gıda durumuna sokan faktörlerden de korunmuş oluyoruz.
 
MALZEMELER
  • 4 kilo armut domates
  • tel süzgeç
  • düdüklü tencere
  • blender
  • kevgir
YAPILIŞI
1)Domatesleri yıkayıp,2'ye bölerek düdüklü tenceremize koyuyoruz(10 dk.)
2)Düdüklü tencerede 5 dk haşlıyoruz(süre tencereden tencereye değişir,yumuşayacak ama püre olmayacak)
3)Bir kevgire boşaltıp suyunu süzüyoruz(5 dk.)
4)Tekrar tencereye aldığımız domatesleri blendırla püre haline getiriyoruz.(5 dk)
5)Tel süzgeçe döktüğümüz domates püresini,sadece kabuk ve çekirdek kalıncaya kadar süzgeçten geçiriyoruz.(Başlangıçta bir kaşık sonrada lateks eldiven kullandım.(20 dk)
6)Süzgeçten geçirdiğimiz püreyi ocağa alıp suyunu uçurmak için kaynatıyoruz.(Bu aşamada kaynayan püre inanılmaz patlamalar yapıyor,mutlaka bir kapak kullanmalısınız varsa kalkanda olabilir:)Ben böyle patlama görmedim(yaklaşık 25 dk.ben fazla sabredemedim)
7)Sıcak domates püresini kavanozlara doldurup, ters çevirip bir gece bekletiyoruz.(konserve salçamıza hiç tuz eklememiş oluyoruz)
 Sadece 70 dk'da yarım kiloluk 2 kavanoz salça yapmış oldum.Daha doğrusu likopen konsantresi:)Neden bilmiyorum kendimi iki bidon salça yapmış gibi becerikli hissediyorum:)Her gün yaparım ben bundan.
      Konserve yapmak istemeyen içine tuz ilave ederek fırında veya açık havada iyice kurutabilir.Ben biraz zeytinyağıyla besin takviyesi olarak kullanmak istediğimden tuz kullanmadım.
Sevgiyle afiyette kalın her daim inşaALLAH

9 Eylül 2013 Pazartesi

YEMENİLERİN SON MOHİKANI

Kader bana yine harika bir armağan sundu."Yemenilerin son mohikanıy"la tanıştım.
Aslında sıradan bir cumartesiydi.Sultan Ahmet'teki İpekyolu Zanaatkarları Fuarına kardeşime eşlik etmeye gitmiştim.Kore dizileri seyredecek yaşı çoktan geçtiğimizden fuarın ana teması Koreliler ve Kore Kültürü doğal olarak hiç dikkatimizi çekmedi.Fuarı şöyle bir gezip giden ziyaretçilere,hasetle bakarken yan standdan tak-tak sesleri gelmeye başladı.Sıkıntıdan fareli köyün kavalcısı gelse peşine takılabilecek bir havadaydım.(zaten bir kavalcının peşine takıldım da).
   Kapının önünde alçak bir iskemlede nur yüzlü bir dede oturuyor,kucağında ki bir ayakkabıya iğnesini inanılmaz bir hızda batırıp çıkarıyor.(ben o hızda sökük dikemem)Sarayın bir asırlık bilge kunduracısı, uyuyan prensese son çare bir çift büyülü ayakkabı dikiyor.
 
Kendi gezegenime döndüğümde onu oraya turistlere şov yapsın diye oturduklarını düşünerek,içimden bildiğim bir kaç kafiyesi kırık küfürü salladım. 
Bu arada bilmeyeniniz varsa;ki ben bilmiyordum,yemeni çarığın güneydoğuda ki adıymış.İpek diker gibi deriyi diken sihirli parmakların sahibi başını kaldırıp bana baktığında,o bir çift çok gün görmüş gözün sahibini hemen sevdim.Adı Mehmet Sağır Ekmekçi.80 yaşında bir yemeni ustası.Mübarek ellerinden sevgi ve hürmetle öpüyorum.Fotoğrafını çekebilirmiyim?Diyorum korkarak(yaşlılar aksi olabilir ya).Hiç kaprissiz poz bile veriyor.Çocukluğundan beri aralıksız yemeni dikiyor.Yaptığı işten çok da haklı bir gurur duyuyor.Atölye sizin mi? Diye soruyorum.Hayır,diyor.Ben de Erol da atölye de işçiyiz.Ustamızda,standın içinde ki bir fotoğrafı gösteriyor:
"Yemenici Hayri Usta".Fotoğrafta ki usta Mehmet ustadan genç.O zaman anlıyorum: Mehmet Dede aynı zamanda,Hayri Ustadan evladlarına bir yadigar.Bu arada Erol usta standda ki çok genç bir kardeşimiz.Gaziantep servet harcasa daha iyi iki temsilci bulamazdı.Her Gaziantepli,her ne yapmış olurlarsa olsunlar, insanların nezdinde Mehmet Usta ve Erol Ustayla aklandı.Yemenileri ne siz sorun,ne ben anlatayım.Şiir gibi, muhteşem!Sanırsınız her adımda büyülü bir melodi çalıyorlar.Şu mor olanlara bayıldım.
 
Lakin benim akıl defterime yazdığım başka birşey var.Zanaatkarın ruhuda soylu.80 yaşında değerlilik duygusu had safhada,zanaatını icra eden bu büyük çınarı görünce,niye kırkımızda emekli olmuyoruz diye feryat figan edenler adına güçlü bir utanç duydum.
Gece otelimize gitmek için servislere bindiğimizde asla tahmin edemeyeceğimiz bir süprizle karşılaştık.Mehmet Usta bize muhteşem türkülerden oluşan bir konser verdi.Önce -operlör yoksa söylemem,dedi.Sonra alkışlara dayanamadı.Allah sağlıklı güzel günler nasip etsin.Ne kadar gider bilmiyorum fakat sayesinde, hayatıma format attım.Sabah çok daha şanslıydık çünkü serviste operlör vardı.Birkaç karadeniz ve balkan türküsünden başka türkü bilmeyen ben eve gelince ilk iş bir kaç mısrasını not aldığım türkü sözlerini öğrendim.Mehmet ve Erol Usta 22 Eylüle kadar kadar İpekyolu Zanaatkarları Fuarındalar.Çok güzel iki insan tanımak istiyorsanız vakit ayırmaya değer.Belki küçük bir türkü bile söyler :)
Sevgiyle ve afiyette kalın her daim İnşaALLAH
Bu türküyü çok beğendim :)
Mavi yelek mor düğme
Gine düştün gönlüme
Her gönlüme düşende
Kan damlar yüreğime
Ağam ben nasıl edim
Saz getir fasıl edim
Çok da güzel değilsen
Gönüldür nasıl edim

Gazel döktü güz oldu
Derdim biraz az oldu
Ayağına kapandım
Gine dedi az oldu
 Ve bu türkü yüreğimi tırmaladı :(
Pencereden kar geliyor aman annem
Gurbet bana zor geliyor aman annem
Gurbet bana zor geliyor ben öleyim

Sevdiğimi eller almış aman annem
O da bana ar geliyor aman annem
O da bana ar geliyor ben öleyim


Kekliğimi doyurdular aman annem
Kanadını ayırdılar anam annem
Kanadını ayırdılar ben öleyim

Bu nasıl yaraymış aman annem
Beni senden ayırdılar aman annem
Beni yardan ayırdılar ben öleyim


Bir de Erzurumlu adını bilmediğim bir arkadaş bir türkü söyledi.Gerçekten çok eğlenceliydi:)

 ALMANYA’YA GELDİM

Almanya’ya geldim başka hal oldu
Ben burada şaşırirem galirem
Son doğan çocuklar hep sarı oldu
Onun da sebebi muzdur bilirem

İlk gün geldiğimde Bahnhof’da galdım
Sonra Gasthaus’ta bir avrat buldum
Yirmi beş yıl orda boşa gocaldım
Şimdi çarem bitti namaz gılirem

Canım çoh sıhılir ahşam olunca
Çamaşır yıhırem fırsat bulunca
Sosyalamt’tan kolay para alınca
Bir hafta içinde hacı olirem

Gayet çoh şımardı ah çocuklar ah
Terbiye düzeni bozuldu eyvah
Çocuhlarnan hızlı gonuşmak yasak
Çünki Kindergeld var para alirem

Derdim çoh ya galanıni demirem
Dillerim dönmüyor söyliyemirem
Ben Türkem ya domuz eti yemirem
Fırsat bulup sucuhlari yalirem

Geçen hasta olduğumi bildiler
Sağ olsun dohtorlar eve geldiler
Böbreğimin birisini aldılar
Ciğer de yoh omzumdan solirem

Ben bu yerde yorulmadım durmadım
Sanma emeğimi boşa vermedim
Kırk beş gündür avradımı görmedim
Ara sıra durahlarda bulirem

Aralar garışıh rüya görirem
Hele boş kafaya hayra yorirem
Nerde pavyon görsem orda durirem
Sağa sola bahir hemen dalirem

Bütün emeklerim gitti havaya
Ellerimi açtım ulu Mevla’ya
İsa bizi çağırıyor havaya
Onun için uçahlarda ölirem

Reyani düşündüm yıllar boyuca
Bu dert anlaşılmaz bilinmeyince
Alman raus be yabancı deyince
İki pasaportlu yurttaş olirem

ÂŞIK YAŞAR REYHANÎ


6 Eylül 2013 Cuma

ALMAN GÜMÜŞÜ BOYAMA VE EYLÜL

Söylenene göre Akadlar'da eylülün anlamı:"Sevinçten haykırmak"mış.Kesinlikle doğru.Diğer hiçbir aya benzemiyor eylül.Her ağacın başka bir rengi var.Gündüzünde yaz güneşi,gecelerinde kış hüznü saklı.Üşütmeden bizi öpüp okşayan yumuşak esintisi,genzimize dolan toprağın kokusu,kırlangıçların veda dansları.En güzel olmak için bir ayın başka neye ihtiyacı olabilir ki?Aylardan hep eylül olsa olmaz mı?Eylül kelimesi süryanice "aylül" (üzüm) anlamına geliyormuş.İster üzüm ayı olsun,ister karadenizde anıldığı gibi istavrit ayı olsun,ben eylül konusunda Akadlar'a katılıyorum:)
Yine aynı şarkı başladı bile.
Bu mevsim böyledir rüzgar gelir.
Islanmışım ben gözyaşlarımdan.
Bu mevsim böyledir aniden gelir.
Eylül aniden gelir.
 Gökhar Kırdar'ın şarkısında seslendirdiği gibi eylül aniden geldi.Ben uzun,çok uzun sürmesini istiyorum:)
Fotoğrafları düzenlerken,bir iki ay önce boyadığım alman gümüşlerinin post olmaya çok meraklı olduğunu farkettim.Bu defa kızkardeşimin alman gümüşlerini boyadım.Gümüşün yazgısı müşterektir.Tüm gümüşler kararır.Alman gümüşleri içlerinde en bahtsız olanları;çünkü bu gümüşleri parlatmanın bir yolu yok.Gümüş rengini korumak isteyenler gümüş varak kullanarak ta yenileme işini yapabilirler.Ben Cadance marka fildişi-beyaz enamel boya,pon pon fırça ve parmak yaldız kullandım. 
Bu kasenin varlığının farkında bile değildim.Şimdi mutfağın sultanlarından.
Bu kardeşimin gondolu.Hatırası var diye dolabın altında saklıyordu.Şimdi hem hatırası var,hem çok güzel:)
Boyanmadan önce böyle görünüyorlardı.Bir anıları olmasa,tam hurdalık...
Boyanınca görünümleri böyle oluyor.Fabrikadan çıkmış gibi sıradan.
 
  Eskitme yapıldıktan sonra ise,muhteşem.Artistik bir görünümleri oluyor.Detaylar netleşiyor ve yaşanmışlık duygusu veriyorlar.Görünen o ki alman gümüşü kurtarma çalışmalarına devam edeceğim.Bana ihtiyaçları var :)(duygusallığım eylülden sanırım)
Sevgiyle afiyette kalın inşaALLAH.

2 Eylül 2013 Pazartesi

ERİKTEN PESTİL-KONSANTRE SU VE MARMELAT YAPIMI

"Toprağın üstündeki her gün iyi bir gündür"Bu film repliğini çok seviyorum.Kesinlikle doğru.Her sabah;yeni doğan günü,sevdiklerimin gül yüzünü görebilmek,gökyüzüne bakabilmek,rüzgarı hissetmek,yağmuru koklamak,affedilebilmek ve yeni planlar yapmak için yeni bir şansa sahip olmak.Bunu çok seviyorum...Beni sabaha kavuşturan,hayatıma taze bir başlangıç ekleme şansını veren Rabbime sonsuz şükürler olsun.
Bu günlerde yine ağzım kulaklarımda dolaşıyorum sokaklar da.Eylül sen nasıl güzel bir aysın böyle.Daha ilk günlerinde  hayata bir dinginlik ,tatlı bir huzur karışıyor.Serçeler, kırlangıçlar saklandıkları yerden çıkmış,onlarcası birlikte uçarak aklım başımdan alıyor.Dün akşam yürüyüş yaparken yolun kenarın da bir kirpi gördüm.Bu harika birşey.Hatırlarsanız kuşların bizi terkettiğini düşünüyordum.Kirpiler bile terketmemiş.Aşırı sıcaktan saklanmışlar sadece:)
Allah ağzımızın tadını bozmasın inşaALLAH.Ben hala mutfak periliğine devam ediyorum.Öyle bir şey yaptım ki,ayna da kendimi öpüp tebrik edesim var(arada bir göz kırpıyorum kendime lakin kendimi öpme boyutuna daha geçmedim).Erikten pestil yaptım ve kuruttum.Başardım, yapabildim.Ben de onu başlı başına tek bir post yapmakla ödüllendirdim:)
  Artık yediğimiz pestillerin ne kadarı nişasta acaba diye endişelenmeye son.Sıfır nişasta.Hem pestil yapma ilhamını,hem de tarifini bazı değişikliklerle kullandığım Cahide Jibek'e teşekkürü bir borç bilirim.(Eğer yeni bir tarif deneyeceksem "o nasıl yapmış" diye sitesine muhakkak baktığım kişilerden biri Cahide hanım.)Neyse pestil beklemez,tarif gelsin.
Malzemeler
  • 2 kg. iri kırmızı ekşimsi erik(bütün pazarı bu tarifle aradım.Pestilinizin ekşimsi-tatlı olmasını istiyorsanız bu şart,arayacaksınız)
  • 1 su bardağı su
  • 1 su bardağı şeker (Karatay kızar diye az kullandım:)
Yapılışı
  • Erikleri  su ve şekerle düdüklü tencereye alıp 15 dk haşladım.(süre tencereden tencereye değişir,iyice yumuşamalılar)
  • iyice haşlanan erikleri bir süzgece döküp suyunu konsantre bir kavanoza doldurup ağzını kapatıp ters çevirdim.(yaklaşık 600 gr.su çıktı.konsantre olduğu için kullanım aşamasında su ve şeker ilave edebileceğiz)
  • süzgeçte ki posayı kabuk ve çekirdek kalana kadar bir kaşık yardımıyla süzgeçten geçirdim.Bu haliyle az şekerli bir marmelatınız oluyor.İyice kaynatıp kavanoza doldurabilirsiniz.
  • tepsiye yaydığımız bir yağlı kağıdı tereyağıyla yağlıyoruz.Ve erik püremizi üzerine yayıyoruz.Ben çok şanslıydım,dün hava çok rüzgarlıydı bir günde kurudu.
  • İki kilo erikten elde edilen sonuç:Az şekerli,nişastasız damakta buruk bir tad bırakan yumuşak bir pestil.Yerken cevizle kombinlenecek.
 Yarım kiloluk bir kavanoz erik marmelatı.Nar ekşisi gibi muhteşem bir ekşisi var,arzu eden şekeri artırabilir.(tatlı erik kullanmakta başka bir çözüm:)


Bir kavanoz konsantre meyva suyu.Şekeri az, biraz daha kaynatsam muhteşem bir erik ekşisi olabilir.
   Sadece iki kilo erik:Üç muhteşem tat,bereket,sağlık.
Sevgiyle afiyette kalın her daim...