BOYAMA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BOYAMA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2013 Salı

CAM BOYAMA KEK FANUSU&FEYYAZ EFENDİ

Hüznünü hiç isyan etmeden,zarifçe nasıl ifade edersin?Sorusunun en güzel cevabı hiç kuşkusuz:
"Ağla ey dil,ağla şimdi halime,
Perde-i zulmet çekildi parlak istikbalime"

Dizeleridir.Bu satırların yazarı Feyyaz Efendi:Erzurum öğretmen okulunun son sınıfında öğrenciyken I.Dünya Savaşının başlamasıyla Erzincan Yedek Subay Okuluna alınan 18 yaşında bir genç.Savaşın hiddetlenmesiyle Muş cephesine gönderilen Feyyaz Efendi,gıdasızlık ve zorlu hava koşulları nedeniyle tifüse yakalanır.Ve Bitlis'e hastaneye sevk edilir.Hastanede tedavi görürken 19 Şubat 1916’da Bitlis işgal edilir.Tüm arkadaşları Ermeniler tarafından katledilmişken,onu yine bir Ermeni doktor kurtarır.Rusya’nın kuzeyinde Kosturma şehrine esir kampına gönderilir.Kendisiyle aynı yaşta, asker kocasını savaşta kaybetmiş Marya'ya aşık olur.Bu masalsı aşk ona mandolin dersleri dersleri bile aldırır.Lakin hastalığı ilerlemiş vereme dönmüştür.İstanbula gelen bir gemiyle ailesinin yanına dönmeye çalışan Feyyaz Efendinin ömrü vefa etmez,Ankara da akrabalarını yanında 26 yaşında hayata gözlerini yumar.Feyyaz efendi,savaş boyunca ve hep hasta geçen esaret günlerinde günlük tutar.Genç yaşta filizlenen bu aşka bir ağıt niteliğinde:

"Ağla ey dil,ağla şimdi halime,
Perde-i zulmet çekildi istikbalime"
Satırlarını deftere not düşer.
Küçücük bir ömür;büyük bir aşk;büyük acılar;büyük umutlar...
Kavuşunca adı aşk olmazmış Feyyaz Efendi.
Mekanın cennet olsun... 
Şimdi ben aynı yaş gurubunda ki gençlerle çalışıyorum.Düşünüyorum da biz ne ara bu kadar şımardık,ne ara böyle kıymet bilmez,her şeyden şikayet eder olduk.Elbette ben de biliyorum, zamanla insanlar da,değerler de değişebilir.Fakat bu biraz yavaş olamaz mı?Yere düşen ekmek kırıntısını üç kere öpüp başına koyacak kadar,sahip olduklarına minnet duyan insanlar,her şeyden şikayet eden insanlara dönüşürken,zaman biraz yavaş 
akamaz mı?
Neyse ki hala yem yerken güvercinleri ürkütmemek için parmak uçlarına basanlarımız,bırakın yemeyi nimetin kokusunu duyunca şükredenlerimiz var.Doğrusu bu demiyorum elbette.Sadece bu bana daha çok insan hissettiriyor.
İnsanın vakti dar olunca,yapmak istedikleri dünyalara sığmaz ya.Hahh işte şu sıralar tam da öyleyim.Yine yemedim içmedim bir cam kek fanusu boyadım.Tam boyacı olacak kadınmışım.
Kendim için boyadığımın içinde ki görünsün diye,sadece tabanını boyamıştım.Lakin cam boyama kek fanusunun aynı zamanda muhteşem bir dekor olduğunu düşünürsek,kek fanusunu boyamak da oldukça akıllıca.  

Yine Folkart Enamel Boya kullandım.Desenler peçete dekupajı.Daha önce boyadığım kavonozlarla onu kombinledim,çok şık oldular.
Evde boyanacak bir şey kalmadığından artık sipariş alıyorum.Satın almak isteyenler bana facebook sayfamdan ulaşabilir veya buraya tık tık.
Sevgiyle afiyette kalın inşaALLAH...



19 Eylül 2013 Perşembe

POLYESTER ÇERÇEVE NASIL BOYANIR

 Rus yazar Turgenyev,soğuk bir akşamüstü evine  gidiyormuş.Yolda bir dilenci ondan para istemiş.Bütün ceplerini kurcalayan Turgenyev, ne yazık ki hiç para bulamamış.Bunun üzerine kendisine uzatılan soğuk elleri kendi elleriyle ısıtarak:"Kusura bakma kardeşim sana verecek bir şeyim yok" demiş.
Dilenci cevap vermiş:"Verdiniz ya efendim,bana kardeşim dediniz".Ne kadar güzel değil mi?Bir sözcük insana sarılabilir mi?Elbette,tıpkı gülümsemek gibi.Cebimizden çıkmıyor fakat hem gülümseyeni hemde gülümseneni ruhsal olarak onarıyor,tedavi ediyor.İki insan arasındaki en kısa mesafe gülümsemektir derler.19 yy.'a kadar özellikle ortaçağ avrupa kültüründe pek hoş karşılanmayan bir eylem olsa da;müslüman kültüründe peygamber mirasıdır.Hz. Muhammed(SAV):"Mümin kardeşine gülümsemen sadakadır"diyerek,bize asla aklımızdan çıkarmamamız gereken çok önemli bir nasihat hediye etmiş.Gülmek vücudun ötüşü,cıvıltısıdır.Bana kalırsa da insana en çok yakışan eylemdir.Bunları neden mi yazdım?Sanırım bunun sebebi çok güzel gülümseyen birine;kızkardeşim küçük gökyüzüne boyadığım polyester çerçeve.Öyle güzel oldu ki;Ona baktıkça sebepsiz gülümsüyorum:)
 Önceleri sadece yabancı bloglarda ve Yalova- İstanbul yolunda ki aynacıda büyük boy varaklılarını gördüğüm polyester çerçeveler şimdi her yerde karşıma çıkıyor.İtiraf etmeliyim ki varaklılarını hiçbir zaman sevemedim.Polyester çerçevelerin ham halini tahtakale hobi de ilk gördüğümde,çok mutlu oldum.Oymaları boyamanın çok zor olabileceğini düşündüm elbette.Lakin denemeyi seviyorum.Almasam olmazdı.Başarılı olmazsa en fazla çöpe gider,ardından da kimse ağlamaz diye kendimi ikna ettim.Çoook yanılmışım. Boyadığım malzemeler arasında sanırım polyester kadar kolay boyananı yoktu.
 Boya olarak Folkart enamel beyaz ve Cadance akrilik fuşya kullandım.Beyaz akrilik boyam yoktu,enamel tuttu elimden:)Akrilik ve enamel boyanın karıştırılmasının hiçbir mahsuru yok,ben bunu sürekli yapıyorum.
İnanması zor fakat birinci kat boyadan sonra aynen böyle görünüyordu.Çerçevenin oymalarına rahat ulaşsın diye boyayı birkaç damla suyla hazırladım.
Bu renge bayıldım:).Arkadaşım da  almıştı polyester çerçevelerden.Birini yeşile boyamış,o da tek kelimeyle muhteşem olmuş.Aklınızda bulunsun.

Polyester çerçeveyi ayna,fotoğraf çerçevesi veya boş olarak kullanabiliriz.

Her durumda albenisi muhteşem.Daha ilk katta polyester tamamen kapanıyor ve hiç fırça izi kalmıyor.Kolay boyanıyor,mükemmel renk tutuyor.Daha ne olsun:)Benim gibi aklı bu çerçevelerde kalanınız varsa:Eee ne duruyorsunuz,hadi iş başına.
Sevgiyle afiyette kalın inşaALLAH.

6 Ağustos 2013 Salı

AHŞAP BOYAMA KOMİDİN

Hahh hay bugün yine kendimi çok mutlu ettim.Aferin bana.Saat 16.00 da işten eve dönerken yollarda bir ben, bir de kadim dostlarım kertenkeleler vardı.On beş dakikalık yol gözümde sahra çölü gibi uzadı uzadı.Serap gördüm desem;peki abartmayayım.Fakat akşamüstü dışarı çıktığımda iklimi değişmiş buldum.Muhteşem bir rüzgar esiyordu.Ne tuhaf yıllar geçtikçe insan hiçbir fotoğrafına benzemiyor.Ama ruhu sanki hiç değişmiyor.Beş yaşındayken de su birikintilerine basmayı severdim, hala seviyorum.Yedi yaşındayken de yüzümde rüzgarı hissetmeyi, ayaklarımı düşen yaprakların içinden sürümeyi severdim,şimdi de.Çocukken de sebepsiz gülümser,aklıma taktığımın peşinden, her pahasına giderdim,şimdide.Yedisin de neyse insan yetmişinde de o.Vesselam.
Uzunca zamandır, bir  eskici dükkanında ki mobilyalara yüreğimi taktım.Eskici dediysem açık gözlülüğün alameti farikası adam:).Birden bire modüler mobilyalar moda olunca, insanların artık ne düşündülerse, ellerinden çıkardıkları victorian tarzı mobilyaları piyasadan toplamış.Elbette ki şimdi pek bir mutlu.Tırtılları kelebek oldu,keyfini sürüyor:)
Dükkanda bir çit lükens ayaklı, tek çekmeceli, oval komidin var.Komidinler çok güzel fakat gerçekten çok eskiler.Tam benim istediğim gibi,onlara yepyeni bir kimlik kazandırabilirim.Bu proje benim yüz naklim olacaktı.Tı diyorum çünkü,satın almaya gittiğimde son fiyat, tekine 350 lira istedi.Takdir edersiniz ki dört bacaklı, her yanı dökülen bir çekmece için fazla bir para.Hayallerime fiyat sınırı koymalıyım.
Komidinlerin yasını tutarken,balkonda kullanmadığım eşyaların atılmadan önce ki istirahatgahı olarak kullandığım dolap gözümü ilişti.Neden olmasın.

 Dolabı önce çamaşır suyu sonra sirkeyle iyice sildim.Hafifce zımparaladım.Tekrar sirkeyle sildim.(Bu aşamada maske kullanmak iyi fikir:)Aşındırarak eskitme yapacağım için,önce siyah akrilik boyayla,aşındıracağım kısımları yoğun,diğer kısımları çala fırça boyadım.
  Bir saat sonra polisan x1 beyazla 1. katı boyadım.Aslında alttaki boyanın iyice sertleşmesi için bir gün beklemek çok daha iyi.Lakin ben biraz sabırsızım.Boyayı zemin fırçasıyla  zemine bolca sürüp,kalorifer petekleri için olan küçük rulolarla üzerinden geçip iyice dağıttım.(Boya katları ne kadar ince sürülürse,dayanıklılığı o kadar iyi oluyor)
Üç katta boyama işlemini tamaladım.Transfer için seçtiğim resimi,kesip hazırladım.Bu resimi daha önce yatak başlığında kullanmıştım:Burda.Transfer muhteşem birşey.(transfer yaparken tutkalı resmin yüzüne sürüp kurutuyoruz,ikinci kat tutkal sürüp yapıştırınca kağıtlar çok daha kolay soyuluyor)
Transfer işlemini tamamlayınca,ince dokulu bir zımparayla kenarlarını aşındırdım.Üstteki boyanın atmasına neden olduğundan mum kullanmıyorum.Zımparalamayı fazla bastırmadan sabırla yapmak gerekiyor ki,altta ki boyayı da kazımasın. 
Yapı markette istediğim desende porselen kulp bulamayınca,desensizlerden aldım.Bir parça tutkal,bir peçeteyle hayalimdeki kulp ellerimdeydi:)Seni seviyorum dekupaj:)

Şimdilik onu nerde kullanacağımı bilmiyorum.Ama bir süre balkona atmayacağım kesin.Yaptığım işten büyük keyif aldım.Yine de komidinler satılmasın istiyorum.
Kazanmak yetmezmiş insana,karşısındakinin düştüğünü de görmek istermiş.Kötümüyüm ben ne:)
Sevgiyle afiyette kalın her daim inşaAllah.









1 Ağustos 2013 Perşembe

CEVİZ AĞACI-KARGA VE TAVADAN SAKSI BOYAMA ÜZERİNE...


Size bir kötü bir haberim var.Bu La Fontaine bizi kandırmış.Karga ve tilki hikayesinde;tilkilerin peynir yemediğini zaten öğrenmiştik.Lakin kargada da,"gak" deyip kimseye peyniri kaptıracak göz yokmuş.
Hoş bunları size niye anlatıyorum dimi?
Şöyle efendim:Ben hep pencerelerini ağaç dalları dolduran bir ev de oturmak istemişimdir.Üç yıl önce bu eve taşındığımda beni en mutlu eden şey de mutfak ve giyinme odasının camlarını tamamen kapatan devasa ceviz ağaçları olmuştu.Bu büyüklükte ağaçlar demek;küçük çaplı bir kuş cenneti demekti ki sabahları kuş cıvıltılarıyla uyanmak,gün boyu içimde dans eden küçük bir kız demekti.
Amma velakin, üç yıldır o ağaçlardan tek bir kuş cıvıltısı gelmedi.Duyabildiğim tek ses gak gak ve de gaaak:).Meğer ceviz ağaçları kargaların meskeniymiş.O yüzden benim hasretle beklediğim, o çıtır kuşlar gelemezlermiş.(Be mübarek dua ederken ağacın cinsini belirtsene)
Bizi çocukken bir yalana inandırmışlar:Bir kere bu kargalar aptal falan değil,doğada besin değeri en yüksek ağacı mesken edinmiş kimseye göz açtırmıyorlar.Sonra kışın erken uyansanız bile kargadan geç kalktığınızı bilmeniz gerekir.Çünkü karga bokunu çoktan yemiştir,çok çalışkan çünkü.Sitenin etrafında beş tane ceviz ağacı var, şimdiden cevizleri yarıya indirdiler. 
Akıllılar da:Bizim oralardan geçerken kafanızı kollayın,cevizleri koparıp yere fırlatıyorlar,caddenin hareketliliği cevizleri kırmalarına yardım ediyor.
Bir takım araştırmalara göre en akıllı hayvan kargaymış.Beşe kadar sayabiliyorlarmış.Ve insan aklının almayacağı abuk sabuk gereçler icad edebiliyorlarmış.Kesinlikle dişi ve erkekleri zamparalık yapmaz, tek eşli yaşarlarmış.
Anadolunun bir çok yerinde ceviz ağacı dikmek hayra yorulmaz,ceviz belli bir boya gelince dikenin öleceğine inanılır.Kargalarla ilgili en çarpıcı gerçek ise burda karşımıza çıkıyor:Bu ceviz ağacına adeta gasp olarak görünen hareketin, ceviz ağacının yaşamasına olan katkısı.Kargalar yemek için kopardıkları cevizleri stoklamak için toprağa gömerler,ve gömdükleri yeri unuturlarmış.Unutulan cevizler toprakta filizlenerek yeni ceviz ağaçları olmuşlar.Böylece ceviz ağaçları batıl inanışların kurbanı olmadan yaşamlarını sürdürebilmişler.Onları diken karganın ömrü kimsenin umrunda olmadığından,ceviz ağaçları anadoluyu süslemeye devam edebilmiş.Fakat kargaların ortalaması kırk olabilen yaşlarını düşünürsek,bu inanışın mesnetsiz olduğu da çok açık:)
Söz buraya balkondaki saksıya gömülü bulduğum cevizden geldi aslında.Saksı demişken,ev de yılda bir iki kez kullandığım bir wok tavam vardı.(Artık yok)
masalsı,emine masal
Sapı çıkarıldı,tabanı tornavidayla delindi,enamel boyayla boyandıp.Peçete dekupajıyla süslendi ve içine menekşe ekildi.Şimdi çok daha fonsiyonel:).Balık tavamı da boyamıştım:burda
Bu menekşelerin derdi ne anlamadım,yaklaşık bir yıldır,sadece yaprak vermekten ağaç gibi oldular:(Çiçeklerini de görürüz inşaAllah.

Kardeşimin balkonun daki saksıları da yeniledim.
Saksıları iyice yıkayıp kuruladım.Akrilik fildişiyle boyayıp,peçete dekupajı yaptım.



Boyamaya değer mi? sorusunun cevabı: Kesinlikle değer.Muhteşem oldular.Plastik yüzeylerden boya çabuk kalkabiliyor.Zemine parlak zemin astarı sürmeniz veya enamel boyayla boyamanız daha dayanıklı sonuç verebilir.Ama benim daha önce akrilikle boyadığım saksıları(burda) sorunsuz kullanıyorum.

Madem ceviz ağacı ve karganın aşkıyla başladık.Ben bir ceviz ağacıyım diyerek bitirelim.Sevgiyle afiyette kalın....

başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkı'nda,
budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkı'nda.
yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
yüz bin elle dokunurum sana, istanbul'a.
yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
yüz bin gözle seyrederim seni, istanbul'u.
yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkı'nda.
ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
                               N.HİKMET

23 Haziran 2013 Pazar

AYAKKABI BOYAMA VE PEÇETE DEKUPAJI

"Eskiye rağbet olsaydı bit pazarına nur yağardı".Der bir atasözü.Külliyen yanlıştır efendim.Evet bizim kültürümüzde  eski fazla sevilmiyor.Peki düzeltiyorum hiç sevilmiyor:)Mesela kimse hollywood filmlerinde ki gibi,nişanlısına annesinin yüzüğünü takmıyor.Sanırım aramızda annesinin gelinliğini giyen de yok.Dededen kalan köstekli saat özel günler de kurulup,kıvançla kullanılmıyor.Hatta evde bile değil, bir antikacıya 3 kuruşa satılmış,kıymet bilen bir alıcı bekliyor.Lakin güzel günler de göreceğiz.Yavaş yavaş gençler, modernleşmenin tüketmek olmadığını farkedecekler.İşte o zaman bit pazarına yıldız yağacak.Artık biliyorsunuz ben eskiyi çok seviyorum.Bir gün tasasız harcayabileceğim bir küp altınım olursa, Avrupanın bit pazarlarında harcamak isterim:)Bu genetik bir eğilim olabilir:Babam antikacı.Hep dükkandaki eşyalara bakıp,onları vermeye nasıl kıydıklarını merak ederim.Versinler ama, babam ne satacak:)Babam işini çok seviyor,onların sadece eşya olmadılarını, birilerinin hayatının tanığı olduklarını biliyor.Satmaya kıyamıyor ama ne yapsın.Arada bir lidyalılara saydırıp, satmaya devam ediyor.Bu simleri soyulmuş babetler çileğin.Simlerinin soyulması dışında taş gibiler:)

Bu defa onları kurban  seçtim.Yapamazsam arkadalarından kimse ağlamaz,yokluklarını farkeden çıkmaz:)Önce bulaşık teli ve ılık sabunlu suyla simleri temizleyebildiğim kadar temizledim.Havanın ısısı malumunuz.(su tüketmekten midem yosun bağladı:))10 dk. da kurudular.Akrilik beyazım olmadığı için,enamel beyazla,mavi akriliği karıştırıp onları en sevdiğim maviye boyadım.İki katta kapandılar.
Böyle büyüleyici bir maviye,özgürlük danscıları yakışır elbette:)
Kelebekler peçeteden,artık hiç buruşturmadan yapıştırıyorum.Çok yol katettim,çoook:)Çilek görünce bayılacak.Eski babetiniz yoksa, her yer 15-20 liraya satılan babetlerle dolu.Onları boyayarak  kendi tasarımınızı giyebilirsiniz.Ben bu hafta sosyetik pazara gidip bir bakacağım.Gerçi o pazardan bir şey alabilmişliğim pek yok.Teyzeler bana omuz atıyor,ben de can havliyle ayakta kalmaya çalışıyorum:).

 Bu bebeklerin boyasının benimle ilgisi yok ama canı çekmiştir diye, onlara da yapıştırdım iki kelebek,daha bi güzel oldular:)
babet boyama,ayakkabı boyama,ayakkabı yenileme,masalsı,babet yenileme,dekupaj,hobi,dıy,ayakkabı modifiy 
Ee masala da yakıştılar.Daha ne olsun.
(masalın hikayesi burda)Bir de sağlık olsun,mutluluk olsun,sevdiklerimizin güzel canı sağolsun.Sevgiyle kalın:)

ELBİSE MANKENİ BOYAMA,VİTRİN MANKENİ BOYAMA,DEKUPAJ



25 Mayıs 2013 Cumartesi

ALMAN GÜMÜŞÜ BOYAMA

Alman gümüşü olmayan bir ev varmıdır?Hiç sanmıyorum.En azından  bir şekerlik, bir tepsi, bir vazo olmadı bir şamdan her eve  geçerken şöyle bir uğramıştır:).
Bunlar da benim alman gümüşü gondollarım.Kararınca kaplama oldukları için bildiğim kadarıyla parlatmanın bir yolu yok. Her zaman ki gibi boyamadan fotoğraf çekmeyi unuttum.Neyse ki biri boyasız.
alman gümüşlerini yenileme
Fransızcası jardiniere; çiçeklik,saksılık anlamına geliyor.Lakin benim ülkemin fonksiyonel kadınları onu şekerlik olarak kullanıyor:) Kendileri bir dönemin en fiyakalı aksesuarlarından.Söylentiye göre eskiler bir askerlik yapmamışa,bir de gondolda çikolata getirmeyene kız vermezlermiş.
Gerçi bunlara neden alman gümüşü denildiğini de anlamış değilim.Alman deyince benim aklıma sandaletin içine çorap giyen,incecik bacaklarının üzerinde nasıl oluyorsa kocaman bir göbeği olan, ama ille de her şeyin en sağlamını yapan insanlar geliyor.Bu gümüşlerin ne kadar çabuk karardığını düşünürsek, sadece adı alman sanırım.
Ben bu bebekleri önce enamel boyayla 2 kat boyadım.Bembeyaz görüntüleri; bizde bir şeyler eksik diye bağırıyordu.
Onlara biraz yaşanmışlık katmak için yaldızla eskittim.Yeni yüzlerin çok daha fazla sevdim.
YALDIZLA ESKİTME
Aslına uygun, içlerini çiçekle doldurmak için de çiçekçiye gitmeyi bekleyemedim.hemen sitenin bulunduğu sokaktan bu çiçekleri kaptım.Ve fotoğrafları hazırladım.


Ben harika bir boyacıyım.Yine egom tavan yaptı:)Fotoğraf makinem eski,görüntüyü istediğim netlikte yakalayamıyorum.Herşeyin eskisini severim.Fakat teknoloji söz konusu olunca inat etmemek lazım.

Öyle güzel oldular ki,itiraf edeyim o bembeyaz halleri beni biraz hayal kırıklığına uğratmıştı.Ama eskittikten sonra sanat eseri gibi oldular.eski eşyaları yenileme,öncesi sonrası
öncesi-sonrası,eski eşyaları yenileme 
Eskiden dolabın altında bekleşiyorlardı, şimdi çok severek kullanacağım.Ben mutlu,onlar ihtişamlı, ee bir de Ömer Hayyam dan bir rubai.Daha ne olsun. Sevgiyle kalın...

Gören göze:Güzel, çirkin hepsi bir;
Aşıklara cennet, cehennem, hepsi bir;
Ermiş ha çul giymiş, ha atlas;
Yün yastık, taş yastık, seven başa hepsi bir.

6 Mayıs 2013 Pazartesi

AHŞAP BOYAMA YATAK BAŞLIĞI



Nostradamus benim için" bir gün bu hatun kişi, elinde fırça çokça kendini olmak üzere mobilya boyayacak"diye tarihe not düşmüş olsaydı,sen ne içtin kuzum derdim:)(gerçi kahinlere inanmam ondan olabilir)
Bana birden bire ne oldu bilmiyorum.Damacanaya elbise öresim var.Neyse hevesim kaçmadan evde ki diğer eşyalara el atayım dedim. Geçen hafta boyadığım sandıktan sonra, bir var bende benden içerü ne siz sorun ne ben söyleyeyim.Her şeyi yapabilirim gibi hissediyorum.Ev de şöyle bir dolanıp yatak başlığımı kurban seçtim.
ahşap boyama nasıl yapılır
Ona şöyle artistic-vintage bir yüz yaptım.Ağaç mobilyayla çalışmak kolay,olmadı mı zımparalıyorsun altı yine ağaç.Cesurum ben cesuuur:)
Nasılmı: Zımparaladım.Beyaz akrilik boyayla boyadım.ilk kat boyadan sonra çok kötü görünüyordu.4-5 kat boyadım.Bembeyaz  bir başlık oldu.
Bu hali çok sıradandı,ben de onu bu  acınası durumdan kurtardım.Karakteristik bir hava vermek için eskitme yapmalıydım ama nasıl.Araştırdım,okudum,dinledim,seyrettim bir çok yöntem öğrendim.Bu başlıkta  zımparalayarak ahşabın görünmesini sağladım.Böylece aşınmış ama güzel ve soylu bir görüntüsü oldu.
Bu benim ilk eskitme çalışmam bu arada.Boyayı çok kurutmuşum, çok zor aşındırdım.Mutlaka kolay bir yolu vardır.
Bu halini de çok sevdim,ama neden daha karakteristik olmasın ki diye transfer yapmaya karar verdim.Burdan indirdiğim resmin üzerine transfer tutkalını bolca sürdüm ve yüzeye yapıştırdım.Peçeteyle tamponlayarak hava kabarcıklarını tamamen çıkardım.O kadar aceleciyim ki kağıdı hemen soymaya başladım.
transfer nasıl yapılır
Neyseki kendimi güç bela durdurdum.
Ertesi gün resmin yüzeyini ıslattım.İzlediğim video ıslak süngerle ovarak çıkartın diyordu fakat ben güvenemedim elimi ıslatatarak hiç kağıt havı kalmayıncaya kadar yavaşça ovdum.Sonrada su bazlı vernikle vernikledim.Acemi talihi dedikleri bu olmalı.O kadar güzel oldu ki fotoğraflara bir türlü yansıtamadım.İnanamıyorum ya, ben harika bir boyacıyım:)
Bu yeni benin, havalarla ilgisi olmalı diye düşünüyorum.O halde bu yazıya en çok Orhan Veli yakışır.
Sevgiyle kalın:)
GÜZEL HAVALAR
Beni bu güzel havalar mahvetti,
böyle havada istifa ettim
evkaftaki memuriyetimden.
tütüne böyle havada alıştım,
böyle havada âşık oldum;
eve ekmekle tuz götürmeyi
böyle havalarda unuttum;
şiir yazma hastalığım
hep böyle havalarda nüksetti;
beni bu güzel havalar mahvetti.