ÇERÇEVELERİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÇERÇEVELERİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2013 Pazar

AHŞAP ÇERÇEVE BOYAMA & HER MEVSİMİ SEVMEK :)

Nezakete gerek yok,ben acayip biriyim.Herkesin sonbahar karamsarlığından söz ettiği şu günlerde,içimdeki kızın avaz avaz şarkı söylüyor olması başka neyle açıklanabilir ki:)
Sarı,turuncu,kırmızı rengarenk,masalsı bir dünya...
  Sadece sıcak ve yumuşak bir şeylere sarınılarak başa çıkılabilecek bir serinlik...Beni baştan çıkarmak için kasım yeter de artar bile.Nisan nasıl muhteşem bir başlangıçsa kasımın da öylesine güzel bir bitiş olduğunu düşünüyorum.Kasımın omuzlarına yüklenmiş onca hüzün,ayrılık ve ölüm  yakıştırması da külliyen haksızlık kanımca.Aynı zihniyet kasımpatıyı da"hazanın papatyası"ilan edip,endamını cenaze ve mezarlıklara hapsetmiştir.Halbuki kışın gülüdür kasımpatı.Neyseki bu çinliler nadir de olsa kadir kıymet biliyor.Kasımpatı,nam-ı diger krizantemi dayanıklılık ve uzun ömrün temsilcisi kabul edilip,çiçek açışlarını da kutsamışlar.Aslına bakarsanız"Altın Çiçeğin Laneti" filmini görene kadar kasımpatıların ben de çok farkında değildim:)
Özetleyecek olursam:Sanırım melankoli bana göre bir şey değil,her ayı bir başka seviyorum ben:)
Kasımda hoşuma giden başka bir şey ise,kuşkusuz her hobi severi çok mutlu eden uzun geceler.Hah haay bu nasıl bir bereket:Hem uykuya doymak hem de bir şeylere yetebilmek.
Ahşap boyama serüvenim arkadaşımın evi için süslediğim iki ayna çerçevesiyle devam ediyor.
Akrilik kırık beyaza boyadığımız çerçeveleri,peçete dekupaji ve puantiye ile süsledim.
 çok güzel oldular.Arkadaşım da çok beğendi. Güle güle,sağlık ve huzurla kullansın inşaALLAH...




"Bakma aylardan Kasım,mevsimlerden sonbahar olduğuna.
Sen ne zaman istersen çık gel!
Benim kapım her zaman "Aralık" sana." 

Diyerek,hepinizi emanetleri asla zayi etmeyen,ALLAH'a Emanet ediyorum

Sevgiyle afiyette kalın inşaALLAH...

14 Ekim 2013 Pazartesi

HZ. MUHAMMED'İN(SAV) KEDİ SEVGİSİ VE ÇERÇEVE BOYAMA-DEKUPAJ

Kedilere uyguladıkları kontrolsüz kısırlaştırma politikasından dolayı Nilüfer Belediyesini esefle kınıyorum.Öyle kapıma kadar gelip:"Bir şeye ihtiyacınız varmı?"diye sormanız umrumda bile değil.Benden oy değil, hava alırsınız.Cana saygısı olmayana,haşa  hürmetim yoktur.Bu bize peygamber  mirasıdır.Hz.Muhammed(sav),Uhud seferine çıktığında,ordunun önüne yavrularını emziren bir kedi çıkmış.Allah'ın Sevgilisi,ezilmemesi için kedinin başına bir nöbetçi dikip,koca orduyu kedinin etrafından dolaştırmış.Ve seferden dönerken kediyi sahiplenerek adını Müezza koymuş.Siyah beyaz bir Habeş kedisiymiş Müezza.Bir sokak kedisi Mekke'nin sıcak kavurucu çöl sokaklarından Hz. Muhammed'in(sav) yüce sevgiysiyle kurtulmuş(ne büyük bir lutuf).
Rasulullah(sav),Müezza'yı o kadar çok severmiş ki,Müezza bir gün sedirde oturan Hz. Muhammed'in(sav) giysisinin ucunda uyuya kalmış.Uyuyan bu güzelliğe kıyamayan Hz. Muhammed(sav),Müezza'yı uyandırmaktansa giysisinin ucunu keserek kalkmayı tercih etmiş.Hz.Muhammed(sav),kedisi Müezza içtikten sonra kapta kalan su ile abdest alacakken Sahabe-i Kiram Ebu Nuaym "Ya Resul o sudan kedi içti"demiş.Resulullah(sav):"Onlar en temiz ağıza sahiptirler" buyurmuş ve abdest almıştır(Hz.Aişe)
Peygamberimizin(sav) hadislerini nakleden Abdurrahman bin Sahr'a:
"Bir gün elbisemin içinde küçük bir kedi saklıyordum.Resulullah(sav) beni görünce, "Nedir bu?" diye sordu.Ben de:"Kedicik" dedim. Bunun üzerine Resulullah(sav),yavruyu sevmiş, okşamış,ve:"Utanma,öğün.Sen Ebu Hureyre(kedi babası)sin"demiş.Bundan sonra adı Ebu Hureyre olarak anılmış.Hakikat,Rasulullah'ın(sav) bize öğütlediği gibidir.Cana hürmetin,istisnası yoktur:"Merhameti olmayana,merhamet edilmez."
Geçen hafta kızkardeşimle 48 saatte Bursa -istanbul-Ankara turu yaptık.İnanılmaz yorucuydu,elbette keyifli de.Gittiğim şehirlerde en çok kedileri sevdim.Sokaklarında kedilerin dolaştığı semtleri çok özlemişim,ondandır bu serzenişim.Şu sıralar evde ki fotoğraf çerçevelerini yeniliyorum.
 Bu çerçeve doğal ahşap renginde ve parlak cilalıydı.Zımparayla uğraşmamak için Folkart Enamel boya kullandım.Desenler peçete dekupajı. 
Küçük meleğimiz çerçevesine bayıldı.Kucağındaki bir ginepig.Adı"Şeftali" Çok iyi anlaşıyorlar:)

Bu çerçeve polyester tarzı bir malzemeden yapılmıştı.Onu da darbelere dayanıklı olsun diye enamelle boyadım. 


Henüz onlar görmedi,fakat bu çerçevede benim prenseslerime çok yakıştı:)


    Bu fotoğrafı Piyer Loti'ye çıkarken çektim.Bebeğini besleyen bütün canlılar    böylesine muhteşem mi görünür?Aslında bundan hiç kuşkum yok.
   Sevgiyle afiyette kalın inşaALLAH...











































19 Eylül 2013 Perşembe

POLYESTER ÇERÇEVE NASIL BOYANIR

 Rus yazar Turgenyev,soğuk bir akşamüstü evine  gidiyormuş.Yolda bir dilenci ondan para istemiş.Bütün ceplerini kurcalayan Turgenyev, ne yazık ki hiç para bulamamış.Bunun üzerine kendisine uzatılan soğuk elleri kendi elleriyle ısıtarak:"Kusura bakma kardeşim sana verecek bir şeyim yok" demiş.
Dilenci cevap vermiş:"Verdiniz ya efendim,bana kardeşim dediniz".Ne kadar güzel değil mi?Bir sözcük insana sarılabilir mi?Elbette,tıpkı gülümsemek gibi.Cebimizden çıkmıyor fakat hem gülümseyeni hemde gülümseneni ruhsal olarak onarıyor,tedavi ediyor.İki insan arasındaki en kısa mesafe gülümsemektir derler.19 yy.'a kadar özellikle ortaçağ avrupa kültüründe pek hoş karşılanmayan bir eylem olsa da;müslüman kültüründe peygamber mirasıdır.Hz. Muhammed(SAV):"Mümin kardeşine gülümsemen sadakadır"diyerek,bize asla aklımızdan çıkarmamamız gereken çok önemli bir nasihat hediye etmiş.Gülmek vücudun ötüşü,cıvıltısıdır.Bana kalırsa da insana en çok yakışan eylemdir.Bunları neden mi yazdım?Sanırım bunun sebebi çok güzel gülümseyen birine;kızkardeşim küçük gökyüzüne boyadığım polyester çerçeve.Öyle güzel oldu ki;Ona baktıkça sebepsiz gülümsüyorum:)
 Önceleri sadece yabancı bloglarda ve Yalova- İstanbul yolunda ki aynacıda büyük boy varaklılarını gördüğüm polyester çerçeveler şimdi her yerde karşıma çıkıyor.İtiraf etmeliyim ki varaklılarını hiçbir zaman sevemedim.Polyester çerçevelerin ham halini tahtakale hobi de ilk gördüğümde,çok mutlu oldum.Oymaları boyamanın çok zor olabileceğini düşündüm elbette.Lakin denemeyi seviyorum.Almasam olmazdı.Başarılı olmazsa en fazla çöpe gider,ardından da kimse ağlamaz diye kendimi ikna ettim.Çoook yanılmışım. Boyadığım malzemeler arasında sanırım polyester kadar kolay boyananı yoktu.
 Boya olarak Folkart enamel beyaz ve Cadance akrilik fuşya kullandım.Beyaz akrilik boyam yoktu,enamel tuttu elimden:)Akrilik ve enamel boyanın karıştırılmasının hiçbir mahsuru yok,ben bunu sürekli yapıyorum.
İnanması zor fakat birinci kat boyadan sonra aynen böyle görünüyordu.Çerçevenin oymalarına rahat ulaşsın diye boyayı birkaç damla suyla hazırladım.
Bu renge bayıldım:).Arkadaşım da  almıştı polyester çerçevelerden.Birini yeşile boyamış,o da tek kelimeyle muhteşem olmuş.Aklınızda bulunsun.

Polyester çerçeveyi ayna,fotoğraf çerçevesi veya boş olarak kullanabiliriz.

Her durumda albenisi muhteşem.Daha ilk katta polyester tamamen kapanıyor ve hiç fırça izi kalmıyor.Kolay boyanıyor,mükemmel renk tutuyor.Daha ne olsun:)Benim gibi aklı bu çerçevelerde kalanınız varsa:Eee ne duruyorsunuz,hadi iş başına.
Sevgiyle afiyette kalın inşaALLAH.

24 Ağustos 2013 Cumartesi

PORSELENLEŞTİRME MEDYUMU VE BİR KÜÇÜK YADİGAR TABLOSU

Yadigar:Türkçe de bu kadar hüzünlü başka bir sözcük varmıdır?Hiç sanmıyorum.Birini hatırlatan bir yaşanmışlık,bir duygu,bir bakış,bir eşya;hatıra.
"Çocuktum, yollarına çıkardım.
 Başımı okşar geçerdi,esmerdi elleri.
 Belki ona sebep ben en çok,
 esmer sözcükleri sevdim"
Murathan Mungan'ın şiirin de dediği gibi başını okşayan esmer ellerin mutlu hatırasımı daha çok acıtır insanı,yoksa Fikret Kızılok'un
"Yine de yalnız değilim:
 Sen varsın;
 Hasretin var."
Şarkısında ki bir duygunun hatırasımı.Ya da Apolas Lermin'in "mektup bendendir yarim,al koynuna gecele"türküsünde söz konusu olan mektubun hatırasımı?
  Aslına bakarsanız bir duygunun,bir yaşanmışlığın ya da eşyanın hatırası aynı hüzünlendirir insanı.Hangi gezegen de kapışsalar berabere kalırlar.
Yadigar:Sevdiğimiz insanların yitik zamanları,bu yüzdendir tebessüm ettiriken  yürek deşmesi.
Rahmetli annem ben çok küçükken vefat etmiş.Onunla ilgili hatırlayabildiğim hiç bir anım yok.Ufak tefek yadigarları var bizde.Ördüğü danteller,bir broş,bir çift dantel eldiven vs.vs.Ne zaman onlara baksam genç bir kadın siluleti beliriyor,gözlerimin önünde.Gülümsemesi güneş gibi sıcak,
gözlerimi daha sıcak gülümsüyor dudaklarımı karar vermek zor.Nerden mi biliyorum?Teyzemden,kızlarından,babama benzemediğine göre gülümseyişimiz ona benzemiş olmalı.Siyah boncuk işlemeli bir tayyör giyiyor, yakasında bir broş,bu görüntü de fotoğraflarından.Güçlü bir kadın aslında ama gözlerinde küçük bir kız masumiyeti.Kulaklarımda rahmetli dedemin onun için yazdığı şiirin hatırası"ölüm yakışırmı bu genç geline"diyor mısralarında.
Daha gençken hatıralarına bakmak çok acı veriyordu.Sanırım yeterince büyüdüm,bir yadigar tablosu hazırladım anneciğim için.
  Bu broşa her baktığımda:Gülümsediğinde düzgün dişleri görünen,ışıltılı güzel bir kadının görüntüsünü tetikliyor beynim.Bunu ben mi uydurdum yoksa bilinçaltımda ki anılarımdan mı?Bilmiyorum.
Yadigar tablosu için kullandığım malzemeler bunlar.
Porselenleştirme medyumunu ne zamandır kullanmak istiyordum.Dantel parçasını yıkadım, ütüledim.Medyumu derince bir kaba döker, danteli içine batırırım diye düşünüyordum,fakat porselenleştirme medyumu yoğun bir dokuda,bir tür tutkal gibi.Fırça veya pon pon sünger kullanmak mantıklı.
12 yada 24 saat kurutun yazıyor kutusunda,peki ben o kadar bekledim mi?Elbette hayır.Bazen doğmak için dokuz ay nasıl beklemişim diye düşünüyorum.Bir hobi sever için acele etmek kadar kötü bir şey yoktur.Hayır tecrübeyle sabit.Ama gel gör ki:Can çıkar huy çıkmaz.Siz acele etmeyin he mi?Dantel  parçalarını  çabucak kurusunlar diye balkona koydum.Böyle de iyi yürekliyimdir hani:)İki saatte taş gibi oldular.Önceleri alenen tutkal sürülmüş,biraz hantallaşmış sevimsiz bir görünümleri vardı.Anneciğimin danteli ziyan oldu,yıkasam mı diye düşündüm.Kuruyunca porselenleştirme medyumu şeffaflaşıp hafif parlağımsı bir porselen görünümü aldı.
Çok sevdim bu medyumu ben,herşeyi porselenleştiresim var:)Siz de benim gibi bir dantel severseniz,dantellerden muhteşem tablolar yapabilirsiniz.
Sevgiyle afiyette kalın her daim inşaALLAH.

22 Ağustos 2013 Perşembe

BİT PAZARINDAN SİYAH BEYAZ BİR FOTOĞRAF HİKAYESİ

Geçen yıl kızkardeşimle bit pazarına gitmiştik.Gittiyseniz bilirsiniz.Kaşıkçı Elmas'ını sattıklarını düşünenlerin dışında satıcıların tezgahı yoktur.Ürünlerini yerde bir bezin üzerine sererler.Yer sergilerinin arasında dolaşırken küçük bir çerçeve dikkatimizi çekti.Kardeşim eğilip aldı.Büyülenmiş gibi bakıyorduk.Tanımadığımız bir çiftin 1969 da Pera da bir fotoğrafcıda çekilmiş siyah beyaz düğün fotoğrafı.Gördüğüm en güzel gelin ve damat,yüzlerinde inanılmaz güzellikte ince bir tebessüm:)Kim kıymış vermişti,bir önemi yoktu.Yabancı ellerde, yabancı gözler tarafından, hayranlıkla izlenen bir fotoğraftı bu.Fotoğrafı çektirenler yıllar sonra hiç tanınmadıkları birinin eline geçebileceğini düşünmemişler.Fotoğrafın arkasına:"Muhterem dayım  ve yengeme mutlu günümüzün anısına,sevgiyle..." yazılmış.İsimler yazılmış ve tarih düşülmüş:(
Siyah beyaz fotoğraflar.Ne var bunlarda? Niçin bu kadar güzeller?Şimdiler de fotoğraflara bakıp bakıp geçiyoruz.Fakat siyah beyaz bir fotoğrafta kilitlenip kalıyoruz.Bence fotoğrafın rengi değil onu muhteşem yapan.Birkere zamanın fotoğrafçıları sanki gördüğünü değil de hissettiğini çekmiş.Geçenler de bit pazarına gittiğimizde kardeşim yine siyah beyaz fotoğrafların peşine düştü.Pazarda bir ressamla tanıştık.O da fotoğrafların peşindeymiş."Atölye de öğrencilerin önüne atıyorum ne hissettiriyor, çizin diyorum"dedi.Ne hissettirdiklerine gelince:Eskiden insanlar ne kadar da şıkmış.Hepsi jilet gibi görünüyor.Nasıl güzel bir gülümseme dudaklarındaki.Gözlerinde ki uzun bir hikayenin başkahramanı yaşanmışlığı.Ve dokunmalar sarılmalarda ki,hep yanında olacağım duygusu.O fotoğrafları özel yapan renkleri değil,taşıdıkları duygu:)Bir insan isterse size sesiyle sarılabilir demiş İlhan Berk,ekliyorum;bir fotoğrafta size sarılabilir.

Bu fotoğraftaki genç adam benim babam.1968'de istanbulda Narin Foto'da çekilmiş.Fotoğrafçı gerçek bir sanatçı olmalı.Babamın hala gözleri dudaklarından sıcak güler:).Bu yakışıklı adamın fotoğrafına bir çerçeve boyadım.Döküm çerçeveleri çok beğeniyorum.Sadece koyu rengi vardı.Nasılsa boyarım diye düşündüm boyadım da... 
 Çerçeve metal olduğu için enamel boya kullandım.Birinci kat boyadan sonra bu görüntü artık yüreğimizi hoplatmıyor.İki katta kapandı.Parmak yaldızla oymalarını vurguladım,vernikledim.

Babamla birbirlerine çok yakıştılar.Siyah beyaz fotoğraflardan söz edip Pilli Bebeğin fotoğraf şarkısını anmadan olmaz dimi.
Sevgiyle afiyette kalın her daim İNŞAallah.
Bir siyah beyaz fotoğrafım ben.
Tozlu raflardayım,eski albümlerde.
Yağmurlu günlerde,alçak gönüllü
bir su birikintisiyim.
...
Biliyor musun bir gün,
bir yağmur sonrası
siyah beyaz bir fotoğraf
bulacaksın yerlerde.

İşte o an
bir kıpırtı yüreğinde.
Ve iki damla yaş olacağım
güneşli gözlerinde...



26 Temmuz 2013 Cuma

PORSELEN GÜL BOYAMA VE AYNA SÜSLEME

Beyaza boyadığım ayna çerçevesinden gözümü alamıyorum,öylesine güzel ve taze bir görünümü var ki.Aslında düşününce boyasının altında o aynı eski ayna.Sadece 10 gr boyayla tekrar gönlüme girişine biraz içerledim.Eski yeşilcam filmleri gibi duygularım şu sıralar.Birinin aşkını celb etmek için, biraz boya süs püs;kan tükürtür  mendile:)
Hayat böyle değil mi? Gerçeğiyle yüzleşmeli insan.Ben de hırs yaptım ve aynamı daha çok şımartayım dedim.Yeşilçamın,  ne kadar süs, o kadar popülarite ilkesiyle onu porselen  güllerle süslemeye karar verdim.İyi de nasıl?
Bazen neredeyse hiç boş vakti olmayan biri olarak cesaretime hayran kalıyorum.Önce İstanbul'a giden bir arkadaşıma gül siparişi verdim.Sabuncu Handan gülleri tedarik etmiş, ayakları dert görmesin.
Şu ana  kadar ki başarılı boyacılık geçmişimden aldığım güçle gülleri boyadım.Güllere aşınmış metal görünümü vermek istiyordum.Bunun için önce siyah akrilikle boyadım.Çok iyi gidiyordum, ta ki beyazla boyamaya geçinceye kadar:( 
Fotoğrafta ki  görünüm,  iki kat boyadan sonra da değişmeyince ümitsizliğe kapıldım.Belki yağlı boya daha kolay olabilirdi,neyseki sonunda gülleri bembeyaz boyamayı başardım:)İyice kuruduktan sonra zımparayla aşındırdım.
Ahşap tutkalıyla  aynaya yapıştırdım.Aynayı da ben boyamıştım;burda.
Sonuç mu  muhteşem,
Filiz Akın-Emel Sayın karışımı bir şey:).Görenler gülleri   gerçekten metal zannettiler.Sonuç olarak biraz süsten hiçbir zarar gelmez,ve ne kadar az, o kadar çok:)vs.vs...
Bilemezsin,
Sana verecek bir armağanı ne çok aradığımı.
Hiçbir şey içime sinmedi.
Altın madenine altın sunmanın ne anlamı var.
Ya da okyanusa su.
Düşündüğüm her şey
Doğu'ya baharat götürmek gibiydi.
Kalbimi ve ruhumu vermemin bir yararı yok,
Çünkü Sen zaten bunlara sahipsin.
O yüzden Sana bir ayna getirdim.
Kendine bak ve beni hatırla. 
Demiş Mevlana,ne de güzel söylemiş:)

Sevgiyle afiyette kalın her daim  inşaAllah:)






















AYNA ÇERÇEVESİ BOYAMA

Aynaları çok severim.İnsanın kendi gözlerinin içine,vicdanına bakabilmesinin muhteşem olduğunu düşünüyorum.Doğrucu Davut'turlar da.Hatırlarsanız pamuk prensesin çok kötü kalpli,paçoz,çirkin üvey annesine de haddini bir ayna bildirmişti:).Haindirler de: Kırılırlarsa yedi yıl kısmetinizi kapatırlar.Ayrıca kadim Feng Shui öğretisine göre de, ayna enerjiyi katbe kat artırabilen bir sembol.Doğru yere asıldığında, güzellikleri ve bereketi arttırdığı gibi yanlış yere asılırsa negatif enerjiye ve kötülüklere sebep olabiliyor.Temel felsefe:"Aynadır yansıtır".Neyi çoğaltmak istiyorsak aynalarımıza onu yansıtmalıyız.Bıdı bıdı bıdı...
Ben de şu sıralar evde ki aynalara sardım:) Düşünüyorum da aslında bu çerçeve varaklıyken de çok güzeldi.(Tabi resimde ki onun kardeşi, sırasını bekliyor.Her zaman ki gibi öncesi fotosunu çekmeyi unuttum:()
Lakin bütün alışılmış güzellerin kaçınılmaz talihi:Sıradanlık sendromu onu da vurdu:).Varaklı ayna çerçevesi işte.Farkına varmam için bir şeyler eksikti.
Bana kalırsa eşyalarla insanlar aynı makus kaderi paylaşıyorlar.İnsanlar arasında da öyle değil mi? Ne kadar güzel,ne kadar iyi olursak olalım:kollektif bilinç altının tüm iyi şeylere alışılır yazgısından payımızı alıyoruz.
İşte bu yüzden Mevlana'nın uyardığı gibi:Her gün yeni bir şey söylemeli insan.
Alışılmış güzel, artık güzel değildir,yazgısından payına düşeni alan aynama acizane yardımcı oldum:) 
Önce onu iyice zımparalayarak yılların tortusunu ,varak kaplamayı üzerinden uzaklaştırdım.Tozunu alıp sirkeli suyla iyice sildim.Beyaz akrilik boyayla 4 kat boyadım.Tamamen pürüzsüz bir doku elde etmek içinde vernikli sprey boyayla son kat boyasını attım.Gelin gibi oldu...Lakin benim hoşuma gitmedi.Fazla yeni görünüyordu,fabrikasyon gibi.Eskitmek için kenarlarını siyah antıquıngle boyadım.
 
Islak mendille silerek eskimiş bir görüntü verdim.Ben aşınmış eskitmeleri seviyorum ama bu da çok güzel oldu:)
 
Beni çok eğlendiren bir ayna fıkrasıyla yazımı bağlayayım.Sevgiyle afiyette kalın her daim inşaAllah:)

 Tarihte ilk kez Erzurum'a ayna gitmiş.Adamın biri aynayı görüp eline almış.Daha önce hiç kendini görmediği için ölen kardeşine benzetmiş aynadaki görüntüsünü.
Adam: Eyy gidi gardaşım! seni bir daha görmek nasipte varmış,aynayı eve götürüp sarılıp uyumuş kardeşine.Karısı bakmış adam bir şeye sarılıp uyumuş, almış aynayı bakmış ki bir kadın;
- Allah belazı viree! bu karı da kim? Bi boka da benzesee!
diye feryat figan ederek evden çıkıp kadı efendiye gitmiş.
- Kadı efendi, adam beni bu karıyla aldattı!demiş.
Kadı almış aynayı bakmış bakmış ve;
- Yav, bu karıdan çok gavata benziir!