DEKORATİF OBJELER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DEKORATİF OBJELER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2013 Salı

AHŞAP FOTOĞRAF ALBÜMÜ BOYAMA VE NOSTALJİ

Beni delimi öpmüş ne.Yoo kesin öpmüş bu günlerde eskiye duyduğum şiddetli özlemi başka neyle açıklayabilirim."Nerde o eski sakız gibi beyazlar"diye beyazları kaynatıp durulama suyuna çivit katasım var.O kadar yani. (Allah'tan hiç vaktim yok:)17.yy da İsviçre'nin paralı askerleri arasında çok ciddi bir hastalık yayılmış.Aşırı halsizlik baş dönmesi,kusma şeklinde seyreden hastalıktan ölenler bile olmuş.Johannes Hofer isimli bir tıp öğrencisi 1688 yılında hazırladığı tezde Homeros'un Odyssey destanında kullandığı "eve dönüş"anlamına gelen nostos ve"acı"anlamına gelen algos sözcüklerinden esinlenerek bu hastalığa "nostalji"adını vermiş.İtalya ve Fransa gibi düzlük alanlarda görevli paralı askerler, İsviçre'nin dağ manzaralarını özlüyorlarmış ve bu gurbet acısı onları yatağa düşürüyormuş.Allah sonumu onlara benzetmesin.
Biz dijital fotoğraf makineleriyle henüz tanışmamışken,cep telefonlarımız da fotoğraf çekemezken çok çok kıymetliydi fotoğraf.Öyle ya 36 pozluk film taktığımız makinamızın objektifine, peynir ya da domates diyerek gülümsediğimizde sonuç tamamen süprizdi.Fakat hep güzel olurdu o fotoğraflar,siler düzeltirim rahatlığı olmadığı için, pek bir özenli verilirdi pozlar.İlle de poz verilirdi. Öyle habersiz çekilmiş havası pek matah değildi.Bazen düşünüyorum ne kadar da güler yüzlü fotoğraflarında insanlar.Keşke hep peynir,domates,diye diye dolaşsa bazıları. Güzel olmaz mı?Oof hem nasıl:)"Gülümsemek sadakadır"diyor peygamberimiz(SAV).Cebinden çıksa bu kadar esirgemeyecek insanlar var etrafımızda.Sanırsın gıdıklasan gülmeyecek:)
Bir de evlerde ki fotoğraf albümlerini özlüyorum.Hani o salonun en güzel yerinde duran,ayıp olmasın diye değil de gerçekten keyifle baktığımız albümler.Bakıp çevirirsin sayfayı,aklında bir şey kalır,döner bir daha bakarsın,bazılarını okşar bazılarına gülümsersin.Şimdi dijital ortamlarda binlerce fotoğrafımız var,bakıp bakıp geçtiğimiz.sizi bilmem ama ben hiç birine dokunmuyorum.Bayramda yengemin albümüne bakarken rahmetli babaannemin iki amcamla çekilmiş bir fotoğrafını gördüm.Uzun zamandır ilk defa bir fotoğrafı okşadım ve öptüm.çok sıkı karar verdim artık fotoğraflarımı bastıracağım.Önce evde ki albümleri elden geçirmek lazım.İşe bu ahşap albüm kutusuyla başladım.
Yüzeyi çok parlak vernikliydi.Ne kadar zımparalasam yeterince matlaşmadı.Biliyorsunuz bu durumda akrilik boya atabiliyor.Bu durumlar için şöyle bir yol izliyorum,boya taş gibi oluyor:
İlk kat boya için sentetik bazlı bir astar kullanıyorum.Astar olması şart değil,sentetik herhangi bir boya olabilir.Boyayı tinerle seyreltip çok ince bir kat uyguluyoruz.Artık üzerini istediğiniz boyayla boyayın,soyulma yapmıyor.
Desenler peçete dekupajı.Son olarakta mutlaka su bazlı vernikle 3-4 kat vernikliyorum.
Peki, önceki hali de güzeldi,kabul ediyorum. Ama şimdi muhteşem oldu,öyle değilmi?
Sevgiyle afiyette kalın inşaALLAH.

20 Ağustos 2013 Salı

OSMANLI'DA KUŞ SARAYLARI- BENİM KUŞ EVİM

Bilseniz ne kadar zamandır, leyleği havada görmeye çalışıyorum.Leyleklere sitemimdir:"Hey leylek ahalisi size söylüyorum, bakın benim kültürüm de bu önemli!Niçin beni görünce hepiniz çömüyorsunuz, koca bir yılı evde mi geçireyim istiyorsunuz?".İnsan ne sıklıkla leylek görür demeyin,Bursa'da oturuyorsanız,oldukça sık.Bildiğim kadarıyla Karaağaç Köyü leylek şenlikleriyle Avrupa'da bile leyleklerimiz temsil ediliyormuş.Oturduğum sitenin karşısında belediyeye ait çok büyük bir okul arazisi var. Orada günün her saatinde de onlarca kuşa(gönül yüzlerce demek istiyor ama malesef)rastlayabilirsiniz.Bazen martılar bile geliyor.Çünkü kuşların onları besleyen, su kaplarını her zaman dolu tutan bir dedeleri var.Kuş aşevi gibi bir yer yapmış.Uzaktan bakınca anlamsız geliyor ama yaklaşınca çekmecelerin içlerin de ufalanmış ekmekler ve su kaplarıyla konforlu bir aşevi görüyorsunuz.Bu arada dün işe giderken misafirleri arasında iki leylek vardı,durup bekledim yerlerinden kımıldamadılar bile:(
 Milletçe kuşlara olan sevgimiz inançlarımızdan ve geleneğimizden kaynaklanıyor.Filleri ve güçlü ordusuyla Kabe'yi yıkmaya gelen Ebrehe ordusu, Mekke'ye girerken deniz tarafından,o bölgede daha önce hiç görülmemiş,kırlangıca benzer kuş sürüleri bir anda ortaya çıkarak,Ebrehe'nin ordusuna saldırmışlar.Gaga ve pençelerinde taşıdıkları taşları ve çamurdan balçıkları askerlerin üzerine bıraktıklarında onlar, kurumuş, paramparça olmuş ağaç yaprakları gibi dağılmışlar(Fil Suresi).Abdulmuttalıb'ın dediği gibi:Kabe'nin sahibi,onu korumuş.Hem de minicik kuşlarla.Himmetinden sual olunmaz,Rabbim:"Ol der, oluverir".
Bunun gibi nedenlerle atalarımız kuşa bakmanın "sevap", kuşa kötülük yapmanın hele yuvasını dağıtmanın "günah" olduğuna inanırlardı.Şimdiler de şehirlerde ki ruhsuz mimaride örneklerine hiç rastlamasak da 13.yy Anadolu'da evlerin,kamu kullanım alanlarının güvenli birer uzantısıymış kuş evleri.16 yy da bunların kuş köşklerine, saraylarına dönüştüklerini görüyoruz.İdda ediyorum,dünyanın hiçbir yerinde bu kadar yürek titreten bir mimari yoktur.Dünyada herkes bir soy sop arayışındayken, çok şükür bizim serçelere saraylar inşa eden bir ceddimiz var.Aynı tarihlerde Avrupa'da neredeyse hiç rastlanmayan bu kuş hassasiyetini Avrupa'lı seyyahlar sık sık dile getirmişlerdir.
Fransız seyyah A.L.Castellan:“Bir Türk meskeni inşa edilirken, güvercinlerin ve diğer kuşların susuz kalmamaları için münasip yerlere yalaklar yapmak, Türk sivil mimarisinin vazgeçilmez özelliklerindendir. İstanbul’a hububat, gemilerle gelir ve limanlara boşaltılır.Binlerce kuş boşaltmayı bekleyip hücuma geçer.Onlar için çuvallar açılır ve Türk gümrüğünün harç olarak aldığı miktardan fazlasını tüketirler.” demiştir. İtalyan seyyah Edmando De Amicis İstanbul’da gördüklerini şöyle yazmış:“Sultanların veya şahısların hayratıyla beslenen sayılamayacak kadar çok güvercin sürüsü var.Türkler, kuşları himaye edip beslerler.Kuşlar da onların evlerinin etrafında, denizin üstünde ve mezarların arasında şenlik eder.İstanbul’un her yerinde, insanın etrafında uçuşan kuşlar vardır.”Şimdilerde kimse kuş evleri ve su yalakları yapmıyor.
Ne dersiniz kuşları şehirlerden biz mi gönderdik?
Kuş evlerine bu gün niye taktığım,malumunuz.Kuş evi boyadım:)
Aslına bakarsanız amacım onu balkonuma yerleştirmekti.Ama yapamam.Biliyorsunuz benim ağaçlarımda kargadan başka kuş yok.Onlarında kuş evi kullanacaklarını hiç sanmıyorum.Tenezzül edip camın önüne bıraktığım yemleri bile yemiyorlar:(
Bu benim ilk ham mdf boyamam oldu.Boya olarak akrilik boya kullandım.Cila yine su bazlı vernik.
Çatıdaki güller resim transferi,ön cephedeki ahşap oyma görüntüsü:Mdf aplik, boyayıp eskittim.Çok beğendim,sanırım daha sık kullanacağım.Eskitmeleri Antiquinle yaptım.

Ne dersiniz bir gün serçeler misafirim olur mu?Sevgiyle afiyette kalın inşaALLAH.

14 Ağustos 2013 Çarşamba

AHŞAP AYAKKABI KALIBI BOYAMA-AYAKKABI TARİHİ

Bana sorarsanız yüksek topuklu ayakkabıları, uyanık bir ortapedist icad etmiş olmalı:)Fakat araştırmalara göre, yüksek topuklu ayakkabıların şıklık amacıyla kullanılması 1533 olarak kayıtlara geçmiş.Floransa’nın ünlü ailelerinden  Medicis’lerin kızı Cetherine  bir dükle evlenecekmiş.Gelin görün ki Cetherine, minicik bir kızmış ve o görkemli tören de görünmeme tehlikesi varmış.Ailesi bu amansız dert için birçok kişiye başvurmuş.Cetherine törenin görkemi altında ezilmemeliymiş.Rivayete göre çareyi Leonardo da Vinci(bizde olaydı muhakkak Keloğlan bulurdu) bulmuş.Bu çare:Topuklu bir ayakkabıdır.Cetherine’nin görünüşünden etkilenen kadınlar daha orda topuklu ayakkabılara aşık olmuşlar.Ve topuklu ayakkabı, kadınsı olmanın alameti farikası olarak tarihte ki yerini almış.Daha sonra Avrupa'da topuklu ayakkabı,bir statü göstergesi olmuş.Zira zavallı işçi sınıfının zerafetle ne ilgisi olabilir ki!
Topuklu ayakkabıyla ilgili birçok belge olsa da,tarihi o kadar da net değil.(bu da benim haklı olabileceğimi gösteriyor)Örneğin:Mısırlı kasaplar yerdeki kandan ayaklarını korumak için;Moğol atlıları da üzengilerini daha iyi kavrayabilmek için eklemişler ayakkabılarına topukları. 
Ayakkabının tarihine gelince:İspanya'da 15 bin yıl önceye ait mağara resimlerinde ayakkabılar görünüyorsa da, dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya'da rastlanmıştır.Çok mantıklı:Muhtemelen kızgın güneşten başlarını korumak için şemsiye yaptıkları sıra da;kızgın kumdan ayaklarını korumak içinde ayakkabı yapmış olmalılar.
 Bu ayakkabı merağı da neyin nesi diye soracak olursanız,hemen anlatayım.Yaklaşık iki ay önce bit pazarına gittiğimden sözetmiştim.

Tezgahın birinde ki ahşap ayakkabı kalıplarını görünce nefesim kesildi,çook sevdim.Fiyat konusunda anlaşamadık,kardeşim Alatuğra bana kıyamadı,çatır çatır pazarlık yapıp aldı bana onları:)
Boyanıp süslenmeden de çok sevimliydiler.Fakat ablaları onları biraz süsledi, prenses gibi oldular.

Objeleri temizledikten sonra akrilik boya ve pon pon fırçayla boyadım.Desenler peçete dekupajı.Vernik su bazlı.Bu arada tabağı da ben boyamıştım,bakmak isterseniz:Burda 

Ay giden ilk astranot ayakkabılarını uzay boşluğuna bırakmış.Uzayda ne var bilmiyoruz ama bir çift ayakkabı başıboş dolaşıyor.Bu ayakkabıları onların kaybolmuş anısına atfediyorum:)
Bana mı öyle geliyor bilmiyorum ama,çok güzel oldular.İçimden onları kucaklamak geliyor:)
sevgiyle afiyette kalın...